Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
BAĞIŞ ERTEN YAZIYOR...
Beşiktaş'ı çalıştırdığı dönemde 'Yeniköy kasabı' lakabı takılan Vicente Del Bosque'nin İspanya'sı, tarihinde ilk kez Dünya Kupası finaline yükselerek Hollanda'nın rakibi oldu. Euro 2008 finalinde de Almanya'yla karşılaşan 'Boğalar' Puyol'un golüyle rövanşı vermezken, 'Panzerler' dokuzuncu kez çıkacağı finalin kapısından döndü.
Beckenbauer’u dinlediniz mi son günlerde? Tek amacın kupayı kazanmak olduğunu söylüyor. Almanya’nın savaşan bir takım olduğundan, cesaretten, mücadeleden dem vuruyor. Güzel futbolun ‘g’sinden bile bahsetmiyor. Karl Mannheim, muhafazakârlığın (tam anlamıyla) kitabını yazarken, aynı çağda olsalardı muhtemel ‘Kaiser’e ithaf ederdi. Çünkü Almanya deyince futbol adına anladığımız hep bu oldu: Sıkıcı, kazanmaya odaklı, korunaklı, rasyonelliği her zaman estetiğe tercih eden Alman futbolu. Oysa bu Almanya ‘Kaiser’in takımı değil bizim takımımız. Antrenör o olsa bir tek Schweinsteiger’ı alırdı kadroya. Oysa biz Khedira’ların, Mesut’ların, Boateng’lerin peşinden gidiyoruz. Çünkü onlara bakınca insanın aklına gelen ilk şey asla mücadele, hırs, kazanma odaklı bir takım değil; estetik, dayanışma, çeşitlilik: “iyilik-güzellik yani...” Kabul edelim, siyaseten de bu Almanya’ya sempati göstermemek çok zor. ‘Politik olarak doğru’ bildiğimiz ne varsa, etnik çeşitlilik, farklılıklarıyla bütünleşmek, dayanışma gibi değerlerin taşıyıcısı durumundalar. Üstelik bu ekolün son temsilcisi 1998 Fransa’sından da daha güzel oynuyorlar. Kalbinizi çelmemeleri mümkün mü?
Peki, kırmızı köşe? İspanya’nın hiç mi tutulası yok? Olmaz mı? Futbola, hatta spora dair bu aralar güzel bildiğimiz kim/ne varsa o topraklara selam söylüyor. Oyun oynamanın estetiğini ince oya gibi örüyorlar, bıkmadan usanmadan topa hükmediyorlar. Ama işte, malum futbol bir tek sahada anlam ifade eden bir oyun değil. O yüzden gönlüm “Über alles” diyerek başladı maçı izlemeye.
Pedro maçı erken bitirmek istemedi
Lakin sahanın hakkını vermek de işimizin gereği. Nitekim, oyun Flamenko ezgilerinden esinlenerek başladı. Top her zamanki gibi İspanyol tâbiiyetindeydi. 6’da David Villa girişimi ilk gole dönük hamle, 14’teki müthiş bir korner organizasyonu ise ilk toplu ataktı. Korneri bile dört pasla açan İspanya’da Puyol’un kafası kaleyi sıyırdı geçti. Almanların rakip kara sularına ilk kez geldiğinde, dakika 15 olmuştu bile, ki o da üst üste iki kornerdi. 20 dönülürken ilk oyun daha da ritim kazandı. Bu sayede 32’de Almanya’nın ilk şutu Torochowski ile geldi. Sonra yine top İspanya’nın ayağına mahkûm kaldı, fakat pozisyon pek yoktu. Ta ki 46’da Mesut’un düşüşüne hakem penaltı çalmayıp devreyi bağlayıncaya dek.
İkinci devre oyun teorik düzeyini bir tık daha artırdı. 50 dönerken Alonso’nun iki şutu vardı. Ama asıl 58’de ilk defa ortalık buram buram gol koktu. Pedro’nun füzesi ve Iniesta’nın ortası gole en yakın olduğumuz andı. Villa’nın 68’deki çapraz girişimi, çok tehlikeli gözükmese de oyun hakimiyetinin kayıtsız şartsız İspanya’ya geçtiğini tescilliyordu. Almanlar bunu görüp 69’da Kroos’un volesiyle biraz olsun silkindi. Fakat 73’te Puyol’un kornerden gelen topa balyoz gibi uzattığı kafa akışı bir anda değiştirdi: 0-1. Artık hamle edecek taraf Almanya’ydı ve acil eylem planını devreye sokmak zorundaydılar. 82’de Pedro ayağına dolandırmayıp Torres’e verse maç sekiz dakika erken biterdi. Hiç değilse bir 10 dakika daha heyecan sürdü, ama pozisyon çıkmadı.
Kaybetti Almanlar. Alman futbol ekolünü terk ettikleri için değil, bu sefer iyi oynamadıkları için. Kazandı İspanya. Ne olursa olsun, yeryüzünün topu en iyi kullanan ekibi olarak taltif edildikleri için. Şimdi finalde onları tutma zamanı.
radikal





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


