Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
ADNAN BOSTANCIOĞLU YAZIYOR...
Yaşları ilerlemiş bazı insanlar, “geriye dönüp baktığınızda...” diye başlayan sorulara “gözüm açık gitmeyecek...” türü cevaplar verdiğinde çok gıpta ediyorum. “Vay be” diyorum, “şu fani ömründe her şeyi yapmış, aklında kalan birşey yok.”
Ama biraz durup düşününce, ya hayal güçlerinin dumura uğradığını ve bunun farkında olmadıklarını, ya da ‘okura’ –tabiri caizse- hava attıklarını aklımdan geçirmeden edemiyorum.
“Bir ömür daha istemezdim!”
Çok iddialı.
Lakin... Sanki, zaten bunun talep edileceği bir merci olmadığını (ya da varsa bile beyhude bir talep olduğunu) bildiklerinden söylenmiş fiyakalı ama boş bir laf gibi geliyor bana...
•••
Gönlümüzce yaşayamıyoruz. Bunun çok belli başlı nedenlerinden biri, hiç kuşkusuz, bu dünyada içinden geçmekte olduğumuz tarihsel dönemin ‘ücretli emek düzenine’ tekabül etmesi. Bu bağlamda bizi bağlayan başlıca sebep, hayatımızı (sadece kendimizin değil, iaşe ve ibatesinden mesul olduğumuz efradın hayatını da... Bilirsiniz, evlad-ı iyal meselesi...) sürdürebilmek için her gün düzenli zaman aralıklarında emek gücümüzü satmak zorunda olmamız. Başka türlüsü mümkün değil. Yani “dur bakalım, öğleden sonra bir uçağa atlayıp Buenos Aires’e gideyim” gibi bir lüksümüz olmuyor. Demek istediğim bu.
Elbette, topu büsbütün sosyo-ekonomik koşullara atmak da gerçekçi değil. Her hâlükârda önce dönüp kendimize bakmamız lazım.
Nitekim tanıdığım istisnai şahsiyetler var. Mesela mesai arkadaşım Can Kozanoğlu. Geçen kış ortasında koridorda rastladığımda güneş yanığı yüzüne bakıp “hayırdır” diye sormuştum ve “önemli bir şey değil, 10 gündür Gambia’daydım” cevabı vermişti. Sık sık böyle şeyler yapıyor. Kafasına estiğinde “ver elini Paraguay!” Ne güzel.
•••
Şimdi dönüp geçmişe baktığımda, aklımdan geçirdiğim ve aslında birçoğunu yapabileceğim şeyleri hep belirsiz bir geleceğe ertelediğimi görüyorum. Bu çok can sıkıcı. Üstelik, bütün o ertelemelerin ardından, “evet, vaktiyle gönlümden geçen şu iş... Şimdi zamanı geldi” dediğimde belki de aynı hevesi hissetmeyeceğim. Daha kötüsü, o zamanın hiç gelmeme ihtimali. Düşünsenize, ‘vademiz dolduktan sonra’ bir daha geri dönemeyeceğimiz bu dünyayla ne kadar çok şeyi yapmadan vedalaşmak zorunda kalacağız.
Okunmamış kitaplar, seyredilmemiş filmler, görülmemiş ülkeler, şehirler...
Anlamışsınızdır herhalde, biraz tatile ihtiyacım var. Kısa bir süre müsade istiyorum.
Böylece, önceki gün özel bir havayolu şirketinin 12:15 İstanbul-Samsun uçuşu sırasında cep telefonunu açıp konuşan ve uçağın ‘sinyalizasyon arızası’ nedeniyle İstanbul’a geri dönmesine sebep olan öküz hakkında, hatta uçağa binerken ya da uçak yere indiği anda cep telefonuna sarılıp birilerini aramaya başlayan modern görünümlü öküzler hakkında bir şeyler yazmak zorunda da kalmayacağım. Bu bile başlı başına güzel bir şey.
Görüşmek üzere...
birgün





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


