SİLİFKE'CE GÜNLÜKLER (I)

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

AKIN ZAYİM YAZIYOR...

 COĞRAFYALAR KUŞANDIK, HİÇBİRİ BİZ DEĞİLDİ…

                  

  “ Bütün renklerin içerisinden ,sevdiği rengi alırmış gökyüzü…Sonrası baktığı yeryüzünden çiçeklerini seyredermiş en güzel dediği renklerden,en güzeli dediği için utanır küsermiş kendine ve ne zaman ki gökkuşağı olursa ,utancı geçermiş, gökkuşağında  bütün renkleri açtırır ,çiçeklerle ,yeryüzü ile barışırmış…”

                                                

                                                       ***

 

    Yeryüzü ile yeryüzü arasında doğanın içerisinde yaşarken, fırtınaları Poyrazlarında yaşadığım dünkü kasabadan kalabalıklaşan bir kente dönüştü yaşadığım o kent…Silifke…Köylüsü olduğumuz büyüklerimizden gelen gevrek ekmeği,sıcak bazamalarından * ve oraya giden şehir ekmeğinin en güzel hediye olduğu zamanlardan,yeşilini ve kendini kaybetmiş hangi zamandayız bilir misiniz?

 

                                                     ***

 

  Siyah beyaz önlüklerin ve siyah beyaz tv lerin ilk çocukluğumuzda ki yoksulluğuna rağmen, mahaldeki tek tv nin paylaşılması ve yazlık sinemalarda beraberce ailelerin çekirdek çıtlattığı zamanlar. Yoksul ama konuşulan zamanlar…

 

                                                  ***

 

   Şimdiki zaman dünkü zamandan daha hızlı geçiyor,sanal taraflarına da uğruyor limanların..Kalabalıklaştıkça hüzün mevsimine ağlayan bir Çukurovalı oluyorum…

İçine girdiğim tüm elbiselerde uymayan bir bedeni taşıyorum sırt ağrılarımda ve ben yaşadıkça büyüyen yalnız limanların coğrafyasında kendini arayan bir sevda masalının ,tütün kokulu rüyalarında savuruyorum ,geride bıraktığım tüm bıraktığım şehirlerimi….

 

                                                 ***

   Yazan kalemin sustuğu andır, kalabalıklaşan  şehirlerin streslerinde açmayan çiçeklerimiz… ,akan suyun,ağaçların arasında kalan dilimizdeki son sevda türküsünün geçişidir güler yüzümüzün cep aynalarında kalan zamanı…Ceplerimizin delik olduğu zamanlardan bize ait olanları taşırdık gururla.Şimdi CEP telimizde 100 kontörlerin geçişinde boğulan  bayramları ve sevdaları yazdık, solmuş çiçeğin,üstüne gözyaşımızı akıttığımız posta kartlarının samimiyetini mumla arayan,yalancı yarim dizilerine döndü umutlarımız…Oturduğumuz  hangi cafe deki resim,hangi bardaki şarkı dindirir,aradığımız serüvenlerimizin perdesi indirilmiş sahnelerini..Biz ki çırılçıplak bir özlemin ,içinden gelen ardımızdan bıraktıklarımızı arayan hangi Donkişot’larıyız?

                                 

                                                ***

 Biz ki tüm maceralarımızda

Islık çaldığımız vadilerden

Köpüren dalgaların ritminde

Koştuğumuz dizi kanamış

Çocukluğumuzda aradık

Kaybettiklerimizi…

 

Coğrafyalar kuşandık

Yıldızları asılmış lamba sandığımız

Çocukluğumuzdan geçerken gençliğimize

Biz ki en çok kentlerde boğulduk

Sararmış  mevsimlerin

Ayak ucunda…

 

Ne biz içinde durduğumuz elbiseydik

Ne yaşanan içine sığdığımız sevdalardı

 

Koparılmış düşlerinde düşen şehrin

Kaleleriydik bir bir

Her birimiz renkli lambalarda

Binlerce renk yüz olduk…

 

Ama aradıkça serüvenlerimizi

Her birimiz gökkuşağının

Kentlere inadına akan

Pankartlı gülüşleri olduk…

  

Akın ZAYİM-SİLİFKE

 

 

 

  

 

 

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam