Mailinizi ekleyin
seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
YETER ÖZDEMİR ŞAHİN YAZIYOR...
Yerin göğün hâkimi kükremiş bir gün.
Dünyanın, bildiği düzende dönmekte olduğu günlerden bir günmüş. Her şeyin, herkesin her ne biliyorsa o minvalde yaşayıp gittiği anlardan bir an.
Yerin göğün hâkimi kükremiş: Öylece kalın!
Kurt kuzu postunda, sarsak porsuk ceylan zarafetinde yakalanmış buyruğa.
Küçük kız annesinin edasını takınmış konuşuyorken, annesinin aynı anda kız çocuğu masumiyeti üzerine yazdığını bilemezmiş elbette.
Dalgalar kıyıya varma hevesinde, kıyı nereye varacağını bilme hevesinde kalakalmış.
“Küçük dağları ben yarattım” gibi değil, karşılıklı küçük dağlar gibi oturmaktaymış kimileri. Buzdan dağlar… Ne seslerinde bir duygu yankısı, ne bakışlarında kendini ele veren bir enginlik.
An’ı ölümsüzleştirmeye dikkat kesilen bakış, öylesine atılmış bir nazar vurdumduymazlığında donup kalmış.
Soru ile cevap tam da “sen ben olsaydın, ben sen olsaydım” diyorlarmış. Öyle çok biri diğeri olmuş ki, soru kendini cevabı, cevap sorusu sanmaktaymış. Sorunun da cevabın da aklı pek karışakalmış.
Ne biri öbürünü tanımak için açık ya da kapalı soru sormaktaymış incelikli bir merakla… Ne diğeri “sormasan da bilmeni isterim, paylaşmak için ne çok bekledim bu karşılaşmayı” inceliğiyle anlatmaktaymış sorulmadan.
Kış aslında kış olduğunu biliyormuş da kendini yaz sanmak isteyeceği tutmuş.
Söz sükûtu, sükût sözü oynamaktaymış ki, susan tam söylemeye yeltenecekken durmuş zaman.
Kaçan kovalamak üzere tam geri dönecekken duyulmuş bir de buyruk. Yoksa maazallah kaçan kim, kim kovalayan o bile karışacakmış birbirine.
Öyle bilmiş bilmiş oturmaktaymış ki biri, imkanı yok kimse bilemeyecek artık aslında kalbi kırık bir sincap olduğunu.
Sincap demişken… İki ağaç arasında beynamaz kalmış garip sincabın biri.
Su, halden hale girdiğini unutmuş. ‘Yağmur olunmalı’ yok yok “bulut olunmalı”… Derken sis çökmemiş mi kente.
Sıla mı, Gurbet mi, Vuslat mı derken… Hasret kalıvermemiş mi bebeğin adı.
İnanmayacaksınız; martı yakaladığı balığı ağzından kaçırdı diye tam suya dalmışmış, ama balık henüz havadaymış aslında, iyi mi… “Uç da göreyim” “sen de yüz de göreyim” diye birbirlerine efelendiklerini bile hatırlamaya fırsat olmadan durmuş zaman ne yazık ki. Yoksa öyle çok gülerlermiş ki, martı balığı yemeğe kıyamazmış tabiatıyla.
Maskeliymişler…
Kendi sanılan şey, “kendi” maskesi giymiş şey miymiş; yoksa maske sanılan mı aslında öz be öz kendiymiş anlaşılamamış. Nasıl anlaşılsın.
Bir de tam kostüm değiştirmek üzereyken yakalananlar olmuş zamanın durduğu an’a. Hani neredeyse denizkızı ya da evlerden ırak, kurt adam misali… Yarı çıplak yarı giyinik ya da yarı giyinik yarı çıplak…
Yarı maskeli yarı kendiymiş onlar da. Lakin kendi sanılan yarıları “kendi” maskesi miymiş, yoksa maske sanılan yarıları mı aslında kendileriymiş anlaşılamamış. Nereden anlaşılsın.
Ne bileyim işte! Her şey bildiğimiz gibiymiş aslında. Kimse kendi değilmiş yani. Hiçbir şey bildiğimiz gibi değilmiş velhasıl.
Nasıl yani…
Kimsenin kendi olmadığını biliyoruz, ama hiçbir şey bildiğimiz gibi değil, öyle mi? Kim… Kendi… Bildiğimiz… Bilmediğimiz…
Amaaan gelmeyin üzerime! Yemin ederim ben de fazla bir şey bilmiyorum aslında.
Bildiğim de yanıldığıma yetmiyor zaten.
Lakin bildiğimden emin olduğum bir şey var. Bundan böyle herkes birbirini gördüğünden ibaretmiş gibi hatırlayacak.
Neyse. Ne demiştik.
Yerin göğün hâkimi kükremiş bir gün: Öylece kalın!
Öylece kalmışlar. Kimse gerçeğinde kalamamış!
Hatta gerçek de yalanlardan birinin postundaymış ya, hangi yalanda olduğu bile bilinememiş. Nereden bilinsin.
Ne hazin. Maskeliymişler…
Tekrarı olur mu hayatın? Olur, olmasına da…
Ya “olur”, “olmaz” maskesi takmış olursa.
Palyaço neyi susar neyi bakar?
* * *
Şimdi siz bunları okurken pek gülmüşsünüzdür ihtimal. Sanırsınız ki yazan da…
Yeter Özdemir Şahin





GÜNCEL
Abidin Yağmur
Adil Okay
Adnan Bostancıoğlu
Akın Zayim
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Aziz Çelik
Ethem Dinçer
Güler Ataş
Mete Çubukçu
Muhsin Kızılkaya
Münevver Özgenç
Nedim İnce
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
Yeter Özdemir Şahin
ŞİİR BAHÇESİ
Bağış Erten


