Avrupa'da mültecilik ve makas hırsızlığı

Arşiv

paz sa ça cu cum pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Mailinizi ekleyin

Haberlere abone olun:

seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?

Mersin Akkuyu'da yılardır kurulmak istenen ve ihalesi başlatılan nükleer santrale ilişkin düşünceleriniz nedir?

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 1 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ADİL OKAY YAZIYOR ...

Paris’e sahte pasaportla ilk ayak bastığım gün beni karşılayan arkadaşlar metroya kaçak binmeme neden oldular. Malum meteliksiz mültecilerdik. Yıllarca sürdü bu kaçak yolculuklar. Yakalananınca mahcup da oluyorduk ama elimizden bir şey gelmiyordu. Cezalarımız çoğaldı. Ne evimiz vardı haczedilecek ne maaşımız. Sonra günün birinde af geldi de kurtulduk. Derken çalışmaya ve aylık paso almaya başladık. Çalıştığımız için kaçak binmeye utanır olduk metroya. Bir gün pasom olduğu halde turnikenin üzerinden atladım. Ne yapıyorsun dedi arkadaşım. Suç işleme krizim geldi dedim. Sanki fazla yasallaştık gibi geliyor bana diye yanıtladım. Alışveriş yapıp eve gittik. Mutfaktan bir patlama sesi geldi. Heyecanla oraya doğru koştuk. Arkadaşımızın elinde bir kâğıt torbanın- kese kâğıdının parçaları. Şişirip patlatmış. Biz de yapardık küçükken de neden şimdi bu muziplik dedik. Ne yapayım bomba patlatma krizim geldi dedi. Hay Allah oysa arkadaşımız hayatında karınca incitmemiş, bizim gibi Lübnan’da Filistin kamplarında da kalmamış. Sonunda anladık ki, benim metroya biletim olduğu halde kaçak binip, ‘Suç işleme krizim geldi’ dememe misillemeymiş yaptığı.

Metroya biletsiz bindiğimiz zamanlar, tanrılar, tanrıçalar affetsin başka suçlar da işlerdim. Sevgilimle buluşacağım zaman onun için çiçek çalardım. Param yoktu ondan valla billa. O da anlardı. Ben de abartırdım, ‘senin için hapis cezasını göze aldım’ falan. İnanır mıydı kızcağız bilmem. Bakın aklıma Patricia Kass’ın bir şarkısının sözleri geldi. ‘Mon Mec a moi…’ diye devam eder. Der ki kadın, ‘Bu benim adamım söylediği hiçbir şeye inanmam ama yine de hoşuma gider söylemesini isterim.’

Geçenlerde bir haber okudum. Valla okudum hatta sevgilime de gösterdim. Elektrik hırsızlığı üzerine. Türkiye’nin batısında (yani doğuda, güneydoğuda değil.) elektrik hırsızlığı görece lüks semtlerde daha fazlaymış. Yani gecekondulardan çok orta sınıfın yaşadığı semtlerde. Adamlar kendilerini her şey yapmaya muktedir kral sanıyorlar. Kazandıkça hırsızlaşıyorlar. Hırsızlaştıkça kazanıyorlar. Kaşarlanıyorlar. Küçükken orta olalım, orta burjuvayken büyük olalım diye yırtınıp, yırtıp, çalıp duruyorlar. Etik-değer-Allah korkusu hak getire. Ama ekmek çalanlar, baklava çalanlar teşhir ediliyor, aşağılanıyor, hapse atılıyorlar.

(Bu ara 2008 yılında iki kez olmak üzere elektriğe toplam % 42 zam yapıldı ama kimseden sen çıkmadı. Dile kolay % 42. Görülmüş şey değil. Yoksulları hırsızlığa ya da halkı isyana teşvikten dava açılmalı bu zammı yapanlar hakkında.)

Sahi Paris’te ben de ekmek çalmıştım. Ya bakın şimdi makas hırsızlığımı da hatırladım. İlk defa itiraf ediyorum hayatımda. Bir işgal evinde kalıyorduk. Evin duvarlarından neredeyse sular akıyor. O kadar nemli bir ev. Off off keşke hatırlamasaydım, neyse, paramız yok. Yiyecek bir şeyler çalmaya gitmiştik süpermarkete. Orada makas gördüm. Saçlarımız uzamış, kaşınıyor. Ve ben o gördüğüm makası çaldım. Ama sanki silahlı banka soyuyormuş gibi de zor oldu. Banka soygununa aleni girersiniz. Elinizde silah. Ve bir idealiniz varsa göğsünüzü gere gere ‘halk adına bu bankadaki paraları kamulaştırıyorum’ dersiniz. Yani makas hırsızlığı daha zor olmuştu benim için, utanmış, kızarmış, üzülmüştüm.  Neyse yine de bir işe yaramıştı. Akşam da birbirimizi traş etmiştik. Traş dedim de, Lübnan’da Filistin kamplarında da birbirimizi traş etmiş ve bayağı eğlenmiştik. Bu gün yaşamayan yoldaşlarım Ahmet Yiğenler ve Memet Kırbaç ile halen İsviçre’de yaşayan Ali Üstüay birbirimizi traş etmiş, yani rezil etmiştik. Bol bol gülmüştük halimize de. Neyse ki kamp kurduğumuz yerin çevresinde insan yoktu. Yani kadın da yoktu.

Dağıttım bu bölümü bağlayayım. ‘Kahrolsun ihtiyacı olmadığı halde elektrik çalanlar, işçilerin canlarını güvensiz iş koşullarında alanlar. Kahrolsun dünün kölebeyleri, bu günün kapitalistleri. Yaşasın ekmek hırsızları.’

Ekmek ancak ihtiyaçtan çalınır.

Aç it fırın yıkar. Aç insan çalar.

Ama doğru olan çalmadan önce dayanışmaya gitmek, örgütlenmek, mutlu azınlığa, sömürü sistemine karşı mücadele etmektir.

Yine de açlıktan dolayı çalanları masum buluyorum.

Çiçek hırsızlığı mı? Tanrılar günah yazmaz aşk uğruna işlenen masum suçlara.

               adilokay@hotmail.fr

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam