ESKİ KAYITLAR

Arşiv

paz sa ça cu cum pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Mailinizi ekleyin

Haberlere abone olun:

seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?

Mersin Akkuyu'da yılardır kurulmak istenen ve ihalesi başlatılan nükleer santrale ilişkin düşünceleriniz nedir?

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 1 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

YETER ÖZDEMİR ŞAHİN YAZIYOR...

 Ruhi Su. En güzel türkümüz...
 Senin vardığın yerden dönmeye gidiyormuş Dünya. Gitsin!
 Biz sende kaldık.

* * * 

 Kimi çıkışta arkadaşlarıyla buluşacaktı; kimi derin bir arkadaş sohbetini bırakıp çıkmıştı.
 Kimi için ‘elbette orada olunmalı’ydı; kimi için ‘belki gelirim’di, gelinmişti.
Kimi bir süre nazıyla oynadığı çocuklarını; kimi işten getirdiği dosyalarla boğuşan eşini bıraktı evde.
Kimi arkadaşlarını kıramadığından; kimi kıramadığı bağları yüzünden oradaydı.
Kimi kaybettiği dününü aramaya gelmişti; kimi kaybolduğu bugünde kendini aramaya.

Buluştular…

Evde bırakılan çocuklar adını bile duymamıştı. Eve iş getiren eş, en çok onun türkülerini doğru çalabildiğinde mutlu olurdu; saz çalmaya onun türküleriyle başlamıştı.

Daha büyük salonları hıncahınç doldurdukları da olmuştu aslında. Olsun… Hüzünlerine mutsuzluk katmayacak kadar doluydu salon yine de.

Diğer arkadaşlar nerede, diye düşündüler.
Sadece düşündüler… Ama duydular birbirlerini.
Hatta salondaki herkes sordu aynı soruyu. Her biri her birinin sorusunu duydu hatta.
Sadece, rengini saklamaya çalıştıkları bir sesle, nasıl bu kadar değişti insanlar, dedi her biri yanındakine. Yanındaki sadece, bilmiyorum, diye cevapladı diğerini.

Önce ak saçlı, dik duruşlu bilge görüntüsü, ardından şehirlilere türküyü sevdiren şehirli sesi doldurdu salonu eski kayıtlardan.
Türküler bittikçe eski kayıtlarda bir alkış tufanı kopuyordu. Ve her alkış tufanından sonra bir alkış da salonda…
Bu alkışlar o şehirli güçlü seseydi elbette; ama sanırım biraz da eski kayıtlardan gelen alkış tufanınaydı.
Eski alkışlar öylesine inançlıydı ki…
Salonu dolduran hatırı sayılır çoğunluğun yirmi beş, otuz yıl öncesinde kalmış genç ellerinden, evet ‘kendi ellerinden’ çıkıyordu.
Orta yaşı çoktan geçmiş eller, kendi sesine yabancı olmaktan mahcup mu mahcup, hayallerinin çalınmışlığına öfkeli mi öfkeliydi.
Şu salona gelmeden önceki ve sonraki saatlerine yabancı; ama bir o kadar da tanıdık olmaktan paramparçaydılar.
Anlayamadığı biçimde ‘dışardan gelmiş’ ‘biri’ gibiydiler.
Tek yürek, tek yürek oradaydılar.

Ruhi Su’nun genç Dostlar’ı, dinleyen herkese sadece onun sesini çağrıştıran türküleri söyledi.
O, “Mahsus mahal derler kaldım zindanda” türküsünde tutsak kaldı.
Dostlarını hatırladı özlemle.
“Dostlar Korosu’ndaki arkadaş”larını, birbirlerine hatırlatırken bu en güzel sıfatlarıyla hatırlattıklarını bir de.
Gözler, çeyrek asırdır haber alınamadığı için hep yirmili yaşlarında kalmış inançlı arkadaşlar hatırlandığında ne yaparsa onun gözleri de onu yaptı. O da söz geçirmeye çalışmadı zaten.

Üç, bilemediniz dört yaşında bir kız çocuğu türkülere kendi kendine dans ederek eşlik etti anma etkinliğinin sonuna kadar. Kimsenin ona aldırdığı yoktu; zaten onun da kimseye…
İhtimal hiç duymadığı bu türkülerle oynadıkça açılıyor, açıldıkça yeni figürler buluyor, buldukça da kendine biraz daha hayran kalıyordu belli ki. Çünkü bu çocuk kendini izliyordu.
Derken bu basamaklı sahneye adam akıllı hâkim oldu.

Uzun süre onun ritmine odaklanan bir fotoğraf makinesinden izler gibi izledi sahneyi.
Çocuk dışındaki her şey uzaklardan gelmiş gibiydi. Çocuksa, nereye gideceği bilinmez gibi.
Çocukların, düşleri gerçek kılacağına dair o çok bildik umut yüreğinde kanat çırpmadı nedense. Lakin bunun çocukla bir ilgisi yoktu.

Birilerine teşekkür edildi katkıları için. Anlayamadı…
Radyo adları da vardı teşekkür edilenler arasında. Program aralarında geçen birkaç küçük ‘etkinlik haberi’ için mi yoksa, diye düşündü. Anladı.
Keşke anlamasaydı…

Türkü türkü sesiyle İlkay Akkaya,
“Bırak gam kederi yaralı gönül / Yüce dağdan duman çekilir bir gün /
Çapa vurulmadık bu topraklara / İlkbaharda tohum ekilir bir gün”
diyecek ve onlar öylece, ‘konser dinleme adabıyla’ dinleyeceklerdi. Olacak iş miydi?

Anlayamadığı biçimde ‘dışardan gelmiş’ ‘biri’ gibiydiler işte.
Tek yürek, tek yürek oradaydılar.
Belki de söylene söylene tevatür sanılan bir söz vardı ya: Tek yürek olmak!... Tevatür değildi ki.
Bir yürek bir stadı doldurabilecek kadar büyüyebilirdi.
İşte öyle olsun istedi. Çok istedi.
Olmadı.

Ne oldu bize?
Ya da ne olmadı da biz böyle olduk? 

Ruhi Su. En güzel türkümüz...
Senin vardığın yerden dönmeye gidiyormuş Dünya. Gitsin!
Biz sende kaldık.

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam