Mailinizi ekleyin
seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
SALİM TURGUT YAZIYOR...
12 Eylül’ün 28.yılına giriliyor. Bugünlerde 12 Eylül’le ilgili bir hayli yazılar yazılıp söyleşiler yapılacak doğal olarak. Yazılarda ki içerik genel olarak 12 Eylül’ün baskı ve işkenceleri olacak. 12 Eylül’ü cezaevinde karşılayan biri olarak bende anılardan yola çıkarak demir parmaklar ardında 12 Eylül’ü karşılayışımızı yazmak istedim. Çünkü, 12 Eylül denince hep sıkıyönetimle başlayan ülkedeki terör ortamı anımsanıyor. 12 Eylül’ün ilk günlerinin cezaevleri pek bilinmiyor. Bu süreci yaşayanlardan biri olarak bir anımdan yola çıkarak 12 Eylül’le ilgili bir yazıda ben yazayım istedim.
1980 yılında Burdur Cezaevindeyiz. Adli siyasi karışık kalıyoruz. 500 kişilik cezaevinde 30-40 civarında siyasiyiz. Her örgütten üçer beşer kişi olmasına rağmen kendi koğuşlarını yaratmış durumdalar. 2.koğuşta Partizan ve Güneyciler, 5. Koğuşta Dev-Yolcular, 6.koğuşta Kurtuluşçular ve Kasabalılar (Devrimci Kurtuluşçular) 9. koğuşta ise biz kalıyoruz. Bu dört koğuştaki siyasilerin toplamı 30 – 40 kişiyi geçmiyor ama koğuşlara siyasi statü verilmiş durumda. Dört koğuşunda idare nezdinde ki adı ‘siyasi koğuş’ olmasına karşın gerçekte siyasi davadan yatanlar fazla değil. Çoğunluğu devrimcilere sempati duyan adlilerden oluşuyor. Cezaevi idaresinin bu dört koğuşa diğer koğuşlara yaklaşımından daha olumlu bir yaklaşımı var.
E Tipi’nde yatanlar bilirler. Cezaevi blok bloktur. Her blok 4 koğuştan oluşur. Bizim kaldığımız 9.koğuş cezaevinin en kenarındaki koğuşlardan biri. Bitişiğinde ise 6.koğuş var. Koğuşta aynı davadan yargılandığımız 5-6 arkadaş ve adlilerden bize sempati duyanlarla birlikte toplam 20 civarındayız. Koğuşumuzu güvenilir insanlardan oluşturduğumuz için koğuşta tünel kazmaya karar verdik. Aşağı yukarı birçok cezaevindeki tünellerin başlangıç noktası genel olarak tuvaletlerdir. Tuvaletlerin fazla dikkat çektiğini düşünerek koğuşun bahçesinde kazacağız. Koğuşumuzun bahçesi, müşahadenin arka tarafına baktığı için bizim koğuşun dışında hiçbir yerden bahçe görülmüyor. Ama yinede aleni bahçe de kazı yapmak çok riskliydi.
Koğuşun bahçesi tamamen betondu. İdareye beton yığınları ile yaşamaktan bıktığımızı ve koğuşa bir tane ağaç dikme talebimizin olduğunu ilettik. İdare bu önerimizi kabul etti. Bahçede bir ağaç ekilecek kadar bir bölümün betonunu idareye kırdırdık. Ağaç ekeceğimiz yeri de özellikle bahçedeki maç yapacağımız alanı daraltmasın gerekçesi ile dış duvara yakın bir yere açtırdık. Sonrada güzel bir ağaç fidesini açılan yalağa ektik.
Betonu kırıp ağacı diken gardiyanlar koğuşu terk etmesinden hemen sonra diktiğimiz ağacı çıkardık ve bir leğene fideyi yerleştirdik. Koğuş ve bahçe kapısına nöbetçiler yerleştirdikten sonra fideyi çıkardığımız yerde kazıya başladık. Çıkan toprakları sulandırarak bahçenin ortasından geçen kanalizasyonda eritiyorduk. Kapıda bir hareketlilik olduğunda ise hemen leğeni tünelin başlangıç yerine yerleştiriyorduk. Görünürde hiçbir şey gözükmüyordu. Bahçede ağaç vardı ve her şey normal seyrinde gidiyordu.
İlk günlerin acemiliğini üzerimizden attıktan sonra tünelimiz düzenli bir rotaya girmişti ki aramızın koridor ile kesildiği ve bizim koğuşun karşısındaki adlilerin koğuşunda (10.koğuş) tünele başlandığının haberini aldık. Aynı insanlar daha öncede bize tünel önerisinde bulunmuşlar ve biz onlara güvenmediğimiz için reddetmiştik.
Adlilerin 10. Koğuşta tünelini öğrendikten sonra arkadaşlarla yaptığımız toplantının ardından kendi tünelimizi kapatmaya karar verdik. Çünkü, 10.Koğuşta ki bu tünelin, adlilerin yakın bir sürede kendi iç çekişmeleri dolayısı ile patlayabileceğini, onların tünelinin patlamasının ardından bizim tünelinde ortaya çıkma ihtimalinin çok yüksek olabileceğini ve her halükarda kabağın başımıza patlayacığını düşünerek önlem olsun diye tüneli kapattık.
Düşündüğümüz gibide oldu. Ağustos’un son günleri… 10. Koğuştaki birileri tüneli ihbar etmiş. İhbarın hemen ardından önce 10. koğuş sonra onun karşısında bulunan bizim koğuş (9.Koğuş) asker ve gardiyanlarca basıldı. Baskında 10.koğuşun tüneli ortaya çıktı. Bizde bir şey yok.
Yakalanan tünel karşı koğuşta olmasına rağmen bu işi bizim organize edebileceğimiz düşünerek idare cezayı bize verdi. Üç-dört arkadaşı Afyon cezaevine sürdü. 7-8 arkadaşı hücreye aldı ve geri kalanlara da koğuşta tecrit cezası verdi. Bende koğuşta bulunalar arasındayım… Görüş, avukat görüşü, mektup, kantin, banyo, radyo, tv, gazete ve havalandırma gibi insani ihtiyaçlarımız yasaklanmış durumda.
15 günlük tecrit cezamızın son günlerine geldiğimiz bir sabah uzak bir koğuştan gelen slogan sesleri ile uyandık. Kulağımızı pencerelere dayadık ve atılan sloganın ne olduğunu duymaya çalıştık. Parça parça gelen seslerden hayırlı bir şey olmadığını anladık. ‘Kahrolsun faşist askeri cunta’ türü slogan sesleri geliyordu. Sloganlar bize bir hayli uzak olan, kapılar açıkken sürekli koğuşlarına gidip geldiğimiz ve eğitim çalışması yaptığımız devrimci sempatizanı adlilerden geliyordu.
Duvarları bitişik olan Kurtuluş ve Devrimci Kurtuluşçu (Turgutlular) arkadaşların kaldığı 6. koğuşun duvarına vurarak atılan sloganların ne olduğunu öğrenmek istedik. Onlarda darbe olduğunu ve Genelkurmay başkanı Kenan Evren’in az önce televizyondan sıkıyönetim bildirisini okuduğunu söylediler.
Bunun üzerine hemen neler olabileceğine dair yorum yapmaya başladık. Askerlerin neden geldiğini, ne zaman gideceğini en önemlisi de bizlerin ne olacağına dair hararetli tartışmalara girdik. O tartışmalarda yaptığım bir öngörümde hatalı olduğumu çok kısa sürede zaman bana gösterecekti… Çünkü ben bu darbenin de 12 Mart darbesi gibi olacağını, bazı düzenlemeler ve idamlar yaptıktan sonra birkaç ay içinde gideceklerini düşünüyordum. Ama öyle olmadığını / olmayacağını biraz sonra koğuşu basacak olan askerlerin tavırlarından anlaşılacaktı.
Zaten koğuşta tecrit cezası çeken 10 civarında ki arkadaşı koğuşun bahçesine indirdiler. Ceza verdiklerinde kitaplarımızı almamışlardı. Koğuşta bulunan 3 çuval dolusu kitapları bahçenin ortasına döktüler ve kitabın başlıklarına ve yazarlarına bakarak yırtmaya başladılar. Üzerinde Sosyalizm, Komünizm, Faşizm, Mark – Engels – Lenin yazan tüm eserleri yırttılar. Yılmaz Güney’in ‘Selimiye Üçlüsü’ kitabını yırtan askerlerle ‘bunu niye yırtıyorsunuz? Yılmaz Güney artist. Bu da bir roman’ diye tartıştığımı hiç unutmuyorum. Çünkü bu tartışmadan sonra askerler bana yönelmişler ve artık inisiyatifin kendilerinde olduğunu ‘kibarca’ ifade etmişlerdi.
‘Her şeyi bilen’ askerlerin kitap taramasından sonra elde bazı kitaplar kaldı. Tabii bu kitaplardan iki tanesi o koşullarda bizler için altın değerinde idi. Georgy Politzer’in Felsefe’nin Temel İlkeleri ile Nikitin’in Ekonomi Politiği. Bu kitapların kapağında yasaklı sözcükler olmadığı için okumamızda bir sakıncası olmadığı için askerlerin gazabından kurtulmuşlardı. Yılmaz Güney’in ‘Selimiye Üçlüsü’nü yırtan askerler felsefenin ve ekonominin en temel iki kitabını bize bırakmışlardı.
Bu iki kitap 12 Eylül sonrası Burdur cezaevindeki en önemli hazinemiz oldu… Bu kitapları sonraki aramalarda kaptırmamak için de bir hayli uğraştık.
Kitapların koğuş ortasında yırtılması ve bizlerle diyalog da ki değişimeler yeni sürecin habercisi idi. Biz, tecrit cezamızın bitip haklarımıza kavuşmayı beklerken, 12 Eylül’ün uzun soluklu baskı, işkence ve yaptırım dönemine ayak izleri görünmeye başlamıştı...
Her yeni gün yeni yaptırımlarla karşı karşıya bıraktı... Yeni dönem, tecrit döneminde ki koşulları bile aratan bir süreç olduğunu zamanla bizlere gösterecekti…





GÜNCEL
Abidin Yağmur
Adil Okay
Adnan Bostancıoğlu
Akın Zayim
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Aziz Çelik
Ethem Dinçer
Güler Ataş
Mete Çubukçu
Muhsin Kızılkaya
Münevver Özgenç
Nedim İnce
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
Yeter Özdemir Şahin
ŞİİR BAHÇESİ
Bağış Erten


