Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
RIZA AYDIN YAZIYOR...
Sizlerinde dikkatinizi çekti mi bilmem, bu yıl Muharrem ayında Sünni tarikatların temsilcileri de Kerbela dramı üzerine yazılar yazdılar, düzenlenen bazı anma etkinliklerinde konuştular. Sağ eğilimli bu insanlar Kerbela da yaşanılan dramı, iyilerle kötülerin sıradan bir kavgasına indirgeyip, Küfeye gitmekte olan İmam Hüseyin ile ailesinin önünü kesip onları katledenleri, Yezit ile Ubadullah İbni Ziyat’ın yönettiği kötü ruhlu bir haydut sürüsü gibi gösteriyorlardı. Ancak iyice bilinmelidir ki gerçeklik böyle değildir. Ogün İmam Hüseyin’e kastedenler şeriatla yönetilen Emevi devletinde, devlet başkanı da olan 6. Halife Yezid’in emriyle bu katliamı yapmıştılar. Halifeler o dönemde “Halifet Resul Allah” unvanıyla anılan, Allahın elçisi peygamber adına hem dini hem de devleti yöneten otoritelerdi. Bundan dolayı, din ile devleti halifenin yönettiği rejimlerde, halifenin emri uyulması gereken en büyük yasadır. Bu yüzden şeriatın olduğu bir rejimde, devlet ile dinin iradesini temsil eden halifenin gücü karşısında siz peygamberin torunu imam Hüseyin dahi olsanız, sizin hayatınız halifenin vereceği bir Emire bağlıdır. Allahın resulü adına devleti yöneten Halife emretti mi, devletin güçleri o emri yerine getirirler. Kerbela katliamından sonrada imamların tümü zamanın halifelerin emriyle katledilmişlerdir. Kendisi gibi düşünmeyene zulüm etme geleneği, Emevi devleti yıkılıp, devlet sistemi değiştirilmeden umeyve oğullarının yerine Peygamberin amcasının çocuklarının getirildiği Abbasiler döneminde de aynen devam etmiştir. Örneğin M.S. 922 yılında Hallacı Mansur, Bağdat’ta önce çarmıha gerilip sonrada parçalara bölünerek hunharca katledildiğinde, o devleti Peygamberin amcasının çocukları diye iktidara getirilen, Abbasi halifeleri yönetiyordu ; unutmayalım ki Abbasiler Devleti, Emeviler Devletini yıkıp, Umeyve oğullarının yerine Abas oğlullarını iktidara getiren, Eba Müslüm kurmuştu. İmam Cafer’de dâhil imamların çoğu Abbasi halifelerin emriyle katledilmişlerdir. Şeriatla yönetilen Osmanlı Devletindeki Alevi katliamların tümü de halifenin, şeyhülislam’ın fetvasıyla yapılmıştı. Hakikat böyle olduğuna göre, buradan şu sonucu çıkarmalıyız, her hangi bir din devletinde, devleti yöneten kişinin karşısında her kim olursa olsun, birey olarak güçsüzdür. Bu yüzden şeriatla yönetilen devletlerde, her kim olursa olsun, hiç kimsenin can güvenliği olamaz. Sanıyorum Aleviler tarihlerinden bu önemli dersi çıkardılar ki, din ile devletin ayrılması anlamına gelen laik ile onun bir gereği olan cumhuriyete dört elle sarılıp bu kadar bağlı kaldılar.
Yeni bir Anayasa yapılması için çalışılan ülkemizde, bunlardan dersler çıkarılarak, din ile devletin ayrışmasının bir ifadesi olan laikliği öncelikle savunmalıyız. Sözel olarak laikliğin söylenmiş olması da yetmez, her geçen gün güçlenen yürütmenin (hükümetin) karşısında, bireyin düşüncelerini özgürce söyleyip, demokratik olarak örgütlenme hakkını da güvence altına alacak olan anayasal bir sistem için mücadele etmeliyiz. Avrupa’nın laik, demokratik sistemleri oluşturulurken, orada Aleviler yaşamadığı halde, sonradan Aleviler bu ülkelere geldiklerinde, bu ülkelerde kendilerini ifade etmede, inançlarını yaşamada hiçbir sorunla karşılaşmadılar. Bu yüzden Avrupa’nın demokratik ülkelerinde yaşayan Aleviler bizden daha özgür, bizlerden daha mutlu yaşıyorlar. Bunun nedeni, oralardaki laik devletlerde bireyin haklarını koruyacak bir hukuk sistemiyle bu hakları güvence altına alan demokratik örgütlenmelerin olmasıdır. Unutmayalım ki Avrupa’nın bu ülkeleri bir zamanlar cadı avına çıkılan, engizisyon mahkemelerinin olduğu, Hıristiyan şeriatına göre yönetilen din devletleriydi. Öyleyse bu evrensel geçmişimizin tecrübesine sahip olan bizler, yeni yazılacak anayasa da devletin laik yönünün geliştirilmesinin yanında, yürütmenin her geçen gün artan gücü karşısında, tabandaki bireyi koruyacak yasal mevzuatların olması için çalışmalıyız. Yeni yapılacak anayasamızın temel mantığı, tabandaki bireyin, düşüncelerini özgürce belirtme hakkını güvence altına almanın yanı sıra, bu düşünceleri için kendisi gibi olan bireylerle birleşip düşüncelerini savunacakları bir toplum hukukunun olması için uğraşmalıyız. Demokratik ülkelerde kimsesizin kimsesi, oradaki güçsüz bireyi koruyan hukuk sistemine bağlı olarak kendi kendilerinin oluşturduğu demokratik örgütleridir. Böylesi bir mantıkla bireyi koruyacak olan, laiklik temelinde yükselen bütünsel bir anayasal çerçeve için mücadele etmeden, Alevilerinin taleplerini zorunlu din derlerinin seçmeli hale gelmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması istemiyle sınırlandırmak doğru değildir.
Evrensel pratiklerinde emekçiler tek başına bir birey olarak kaldığı sürece, patronun karşısında güçsüz olacağını anladığı için sendikalarında birlik olmuşlardır, halkta iktidarın karşısında örgütsüz bireyler olarak kaldığı sürece ezilmeye mahkûm olacaklarını anladıkları için demokratik örgütlerde birleşmişlerdir. İşte yüz yıllar öncesinden bu gerçekliği gören Hünkâr “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” demiştir; bu bugünün diliyle demokratik yapılar içinde örgütlenelim demektir. Öyleyse yeni yapılacak anayasamız, emekçiyi patronun karşısında güçsüz bırakmamak için, emekçilerin sendikasında birleşip bir güç olmasını, halkında hükümetin karşısında kendi haklarını kendi çıkarlarını koruyup savunacağı çeşitli örgütsel yapılar içinde birlik olacağı, demokratik bir toplumu güvenceye alacak bir anayasanın oluşması için çalışmalıdır. Unutmayalım ki, demokrasi iyi insanların iyiliğinden uyguladığı bir sistem değildir, demokrasi örgütlü halkın gelenekselleşmiş yaşam biçimine dayanan toplumsal bir yapıdır. Ülkemizde demokratik toplum yapısı oluşursa Alevilerde cemevlerinde, derneklerinde birleşerek kendi haklarını savunabilirler. Bugün Avrupa’da yaşayan Alevilerin durumu böyledir.
Öyleyse Aleviler yeni anayasa çalışmalarında kendilerini sırf zorunlu din dersleri ile Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması talebiyle sınırlandırmadan tabanda ezilen emekçi halkın kaderiyle kendi kaderini birleşip demokratik bir toplumsal yapının oluşması için mücadele vermelidir. Bir ülkede demokratik bir ortam yoksa her geçen gün daha da güçlenen devlet cihazı karşısında, bu devlet cihazını yöneten yürütmenin karşısında her kim olursa olsun ezilmeye mahkûmdur, vakti zamanında Peygamberin torunu İmam Hüseyin’in Halifenin karşısında güçsüz kaldığı gibi, bugünde demokratik bir ortam olmazsa herkes hükümetin karşısında güçsüz kalıp ezilecektir. Alevlerin toplumsal tarihlerinden çıkaracakları asıl ders bu olmalıdır. Saygılarımla.
Rıza Aydın. irizaaydin@hotmal.com
1- Farhad Daftary İSMAİLİLER rastlantı yayınları, sayfa 65, birinci baskı 2001; Doruk yayınlarından çıkan kitapta 58 sayfa, birinci baskı.
2- Farhad Daftary İSMAİLİLER sayfa 199 rastlantı yayınları





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


