Mailinizi ekleyin
seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
METE ÇUBUKÇU YAZIYOR...
Ergenekon tartışmalarında kafası en karışık olanların solcular olduğu görülüyor. Açıkça söylemek gerekir: Solun düsturu darbelere karşı olmaktır. Ancak herkesin kendinden menkul solcu göründüğü bir dönemde sol derken neyi kastettiğimiz ettiğimiz sanırım anlaşılır: Özgürlükçü, eşitlikçi, adalet duygusunu hazmetmiş, ilkesel, farklı kavramları solun evrensel değerleriyle karıştırmayan, bağımsızlık adına milliyetçiliği sol olarak göstermeye çalışmayan, enternasyonalist bir soldan söz ediyoruz. Darbeler söz konusu olduğunda da bunun karşısına ilk dikileceklerin de sözünü ettiğimiz solcuların olması zorunludur. Türkiye’de darbeleri hatırlayacak olursak, bu durumdan en fazla acı çeken, en fazla eziyet gören, işkence odalarından geçenlerin hâlâ zihinlerde ve vücutlarda bu izleri taşıyanların solcular olduğunu söylemeye gerek yok.
DARBE GİRİŞİMİ YARGILANSIN
Bu nedenle, Ergenekon davası vesilesiyle bu darbe kime yarar, bu darbeden kim ne çıkar sağlar, “filler dövüşürken çimenler ezilir” kolaycılığının ötesine geçerek, olan bitene sırtını dönüp kenardan seyretmek yerine, darbelerin müsebbiplerinin yargılanabilmeleri, hesap sorulabilmesi için gerekli mücadelenin verilmesi gerekir. Aksi takdirde ileride kendimize verilecek hesaplarımız artar. Ergenekon davasının nereye varacağı, kimin işine yarayıp yaramadığı tartışmaları ile uzak durulması son kertede sosyalistleri vurur; hep de öyle olmuştur. Bu ülkede sosyalistlerin darbelerden çıkardıkları dersler yoksa bunu başkalarından beklemek de haksızlıktır. Ergenekon soruşturması nereye varır bilinmez ama asıl önemli olan Darbe Günlükleri olarak bilinen plandır. Ve asıl üzerine gidilmesi gereken noktada da bu günlüklerde adı geçen girişimlerdir. Eğer Ayışığı ya da Sarıkız kodlu 2003 ve 2004’te ortaya çıkan durum doğruysa, sorumlular adalet önüne çıkarılmalıdır ki bu ülkede darbeler yargılanabiliyor olsun. Burada asıl önemli nokta ordunun bir daha darbeye teşebbüse cesaret edememesi, bu zihniyetin ortadan kaldırılmasıdır. Eğer Türkiye’de bir dönüm noktasından söz ediliyorsa bu ordu içindeki darbe teşebbüsünün yargılanması ile gerçekleşecektir. Ergenekon davasında varılacak nokta bu olmalıdır.
HER DARBEYLE HESAPLAŞMAK
“Türkiye henüz 12 Eylül cuntası ile hesaplaşmamışken, 12 Eylül’ün katilleri mahkeme önüne çıkmamışken, başka darbe girişimlerinin üzerine gitmek lükstür” mantığı 12 Eylül’e giden hesaplaşma yolunu da kapatabilir. Tabii ki Anayasanın 15. maddesi kitapçıkta yerini hep sağlam tutarken, kendisini özgürlükçü, liberal, Türkiye’nin yeni açılımı olarak lanse edenlerin 15. madde gündeme geldiğinde pek sesleri çıkmıyor. Ayrıca eski Savunma bakanlığı bütçe görüşmelerindeki “orduya selam yola devam” şiarı ile 15. maddeyi sorgulamadan geçmeleri manidardır. Ama bu bile bizim yeni darbe girişimleri karşısındaki tavrımız, soruşturmaların derinleştirilmesi için çaba göstermemiz önünde engel olmamalıdır. Çünkü sosyalistler başkalarının değil kendi ahlak ve dünya görüşlerinden sorumludur. Başkasının ikiyüzlülüğü bizim de aynı yolda yürümemiz için gerekçe oluşturamaz. Farkımız da buradadır.
DEĞİŞEN PARADİGMA
Ergenekon davasının birçok karanlık, spekülatif yönünün mevcut olduğu ortada. Ama ortada olan 2004 yılında bu ülkede bir darbe girişinin ordu içindeki dengeler nedeniyle gerçekleşmediği yönünde. Birçoklarının bildiği, “bu ülkede ABD desteği olmadan darbe olmaz” savı doğruluk payı taşısa da, doğruluk payı taşıyan bir başka olgu ABD’nin ve TSK’nın paradigmasının değişmekte olduğudur. Özellikle AB süreci ve Türkiye’nin dünya kapitalist sistemiyle bütünleşme sürecinde darbelerin eskisi gibi kolay olmayacağı, TSK içinde birtakım insanların da bunu gördüğünü biliyoruz. Bu durum ABD’nin değişen paradigmasını orduda bir takım komutanlar tarafından fark edildiğini göstermekle birlikte, bazılarının, yani darbe girişiminde bulunanların bu paradigmayı okuyamayıp kaybettiklerini gösteriyor.
ABD HABERDAR
Soğuk savaş boyunca uzun yıllar Nato’nun ileri karakolu görevini üstlenen, Sovyetler’e karşı sınır oluşturan Türkiye’de Gladio’nun, Özel Harp Dairesi’nin ve gerçek Ergenekon’un babasının NATO ve ABD olduğu, sivillerin ve hükümetlerin de bundan rahatsızlık duymadığı bilinir. Hatta bugün Ergenekon’u eleştirip 1980 öncesini es geçmeleri de bu kişilerin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor. Ancak konjonktür değişmiştir. En azından Sovyetlerin yıkılmasından sonra ABD’nin dünyaya bakışı, düşman algılaması ve beklentisi artık farklıdır. 11 Eylül saldırıları, Afganistan ve Irak işgalleriyle birlikte Amerika Ortadoğu’da eskiden olduğu gibi kendine sadık, kendi siyaseti çerçevesinde “çıkıntılık” yapmayan ülkeler ve yönetimlerle iş tutmayı tercih etmektedir. Komünizmin yerini radikal İslam tehdidinin aldığı bir dönemde ABD’de kendisi ile uyum içinde çalışacak ülke arıyor; bu Ürdün gibi monarşi, Suudi Arabistan gibi en koyu en baskıcı krallık, Türkiye gibi kendine has demokrasi ile ilerleyen bir ülke olabiliyor. ABD için önemli olan bölgedeki hegemonyasını yürütebilmektir. TSK içinde bazılarının farkında olmadığı bu değişen konjonktürdür. Sovyetler dönemindeki bu işbirliğinden rahatsız olmayanların her darbe sonrası sola yüklenip inanılmaz acılar yaşatırken, şimdi ordu içindeki bazı grupların “bağımsızlık” adına “Rusya-Çin ekseni gibi” hayalci, bağımsızlık anlayışı kendinden menkul bir yöne evirmek niyetleri de saflıktır.
BİR DAHA ASLA
Ancak aslolan ordunun artık siyaset dışına itilip kendi içine, savunma görevine dönmesidir. Yapılması gereken ise, Ergenekon davasının detaylarında kaybolmadan, 2004 yılında eğer gerçekten bir darbe girişimi varsa müsebbiplerinin yargılanmasıdır. Çünkü bu Türkiye’de bir ilk olacak ve bu tür girişimlere kalkanların önünü kapatacaktır. Bunun 12 Eylül ve diğer darbelerdeki aleni küstahlıklar ve acımazlıkların üstünü kapatanların indinde tartışılması belki bir nebze de olsa yargı önüne getirilmelerini sağlayabilecektir. Bu AKP ya da başka birinden öte sosyalistler için gereklidir. Önemli olan ordu mensuplarının “asla” diyebilmesidir. Tıpkı İspanya ve Yunanistan’da olduğu gibi.





GÜNCEL
Abidin Yağmur
Adil Okay
Adnan Bostancıoğlu
Akın Zayim
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Aziz Çelik
Ethem Dinçer
Güler Ataş
Mete Çubukçu
Muhsin Kızılkaya
Münevver Özgenç
Nedim İnce
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
Yeter Özdemir Şahin
ŞİİR BAHÇESİ
Bağış Erten


