Mailinizi ekleyin
seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
GÜLER ATAŞ YAZIYOR ...
İnsan yaşlandıkça mı yalnızlaşıyor? Ya da yalnızlaştıkça mı yaşlanıyor ne? Yıllar elimizden su damlası gibi dökülürken, hayat, bir tas su içemeyeceğimiz göllerde birikiyor galiba. Yaşadıklarımız arkada toplanırken, biz aynı zamanda yalnızlığın bencil cazibesine kaptırıyoruz kendimizi. Ve giderek çok seviyoruz yalnızlığımızın içindeki özgürlüğü. Bazen yazılmamış kurallara uyum sağlıyoruz, bazen doğanın kurallarına başkaldırıyoruz. Belki de bir tek kendimize boyun eğmiyoruz. Kaç kez iki arada bir derede kalmadık ki. Ara kendimiz oldu, dere onlar. Dünya bize uyum süreci hiç tanımamış, geç anladık. Yaşadığımız her gün yeniydi ve tecrübesi bir sonraki gün için olacaktı çünkü.
Biyolojik yaşıyla duygusal yaşı örtüşmeyenlerin sayısı da az değil sanırım (BENİM GİBİ) . Giderek kendini keşif etme ustası oluyoruz, dünyada ki değişim rüzgârları iç benimizde saklanan beni çıkarıyor açığa. Kiminde pervasız, kiminde arsız, kiminde alabildiğine "ne yaşadım ki" duygusuyla.
Giyinirken on beş, yürürken yirmi beş, konuşurken yarım asırlık laflar ederiz. Ya yaşarken! Her an zedelenecek gül fidanı gibi değil miyiz çoğumuz. Vücudumuzda bilmem kaçıncı aşığın bıçakla kazınmış izi acıtır bedenimizi, yüzyıllık çınarmışız gibi. Duygularımızda kaç kez bulut yırtılması yaşandı, hep yarın dedik, hep bir sonra, bir tamirci emek harcayacak diye bekledik. Bilmediğimiz gerçek şuydu: onlar ancak kendini bozup, kendini tamir etmeye uğraşıyordu başkalarının elleriyle.
Bilmiyorum ki; yırtık bulut dikebilen terzi var mı yeryüzünde? Eğer olsaydı ben olurdum. Çünkü ben: iyi bir makina ustasıyım ondan. Onlar başkalarında yırtıyor bulutları, ben tutturmaya çalışıyorum, olur olmaz yerinden. Ne teyel tutuyorlar ne dikiş. Söktükçe sökülüyor gökyüzü, ninemin ördüğü el örgüsü kazak gibi.
İnsan yalnızlaştıkça daha çok seviyor gökyüzünü. Öyle bir an geliyor ki ne çocukluğunu ne gençliğini özlüyor. Benim kötü çocukluğum, ergen olduğumu anlamadığım gençliğim, hiç biri yakın değil artık. Hepsi orta yaşın güzel hüznü içinde boğuldu gitti. Yeryüzüne dair kaybedecek üç korkum var. Gerisi palavra. Derdim, onlara miras diye onur bırakmak. Başka bir şeyim yok ki. Dünya malı yenir biter, yanar yine biter. Tapular ve ruhsatlar kazanılır, ama onur öyle mi? Asla faturası olmayan değeri sadece arkamızdan söze konu olan ve bizden ya utanılan yada gurur duyulan koca bir hayatın toplamı.
Şimdi herkesin an telaşı var. Kaçan balıkların gelmeyeceğini herkes bilir. Kaçacak balıklar yakalansın yeter. Çünkü an, zaman içinde büyük bir balık.
İnsan yaşlandıkça hayatı yalnızlaşırken, yüzündeki çizgilerle dost olmayı öğreniyor. Hepsi, terk etmiş eski bir zamandan hatıra çünkü. Artık övgüye değer şeyler azalıyor gün içinde yaptıklarımızda. Giderek tercihli yaşamak gerekirken, zorunlu görüşmeler, yapay gülüşmeler ve hızla uzaklaşma isteği yaşıyor insan. Nereye mi? Beş metre karelik özgürlüğüne. Orada, kimse neden gülmüyorsun diye sormaz. Niye gülüyorsun diye de sormaz. Kendin olabildiğin tek yer. Aç şimdi şıkır şıkır bir hava ve dansa başla. Kimse sormaz, niye oynuyorsun diye. Ağla ağlayabildiğin kadar gözyaşın asla sormaz "beni niye döküyorsun" diye.
İnsan on beşinde siyah, otuz beşinde kırmızı, yarım asırda gökkuşağını sever. İşte o anlarda anlar, hayatta bir tek renkler hesap sormaz insana. Beş metrekarelik özgürlük içinde bir orduyu katabilirsiniz hayatınıza. Yok istemezseniz bir hücre yalnızlığında iki damla yazı düşürürsünüz sayfalara.
Haydi durma ağla, durma oyna, durma yaz, bak hayat senden sonra arkanda bir gülücük bir kaç sözle anacak seni.
Hayatınızdan yüzlerce arkadaş, bir kaç dost, onlarca sevgili geçmiş olabilir. Bu gün hepsini dudak ucunuzda gülümsemeyle anıyorsanız, bundan güzel ne yaşanmış olabilir ki hayatınızın kaçırılmış anları içinde?
Şimdi kalbinizin defterini açıp koyun masanıza. Kaç arkadaşınıza dost adayı diye yaklaştınız? Kaç dostunuz kapınızı çalıyor yıllar sonra? Adı eskiye düşse de kaç sevdiğinize hala gönül kapınız açık nedenlerden arınmış olarak?
İşte böyle olması gereken gibi yaşamaya çalışırken, birileri size "çaresiz ve mecbur" gibi bakabilir. Üzülmeyin, siz bir dönem de olsa onlara çok önem verdiniz. Değerinizdi hepsi. Belki de bunu bir tek siz bileceksiniz, onlar bilmese de.
Ufuk çizgisinde bir gemi gözden kaybolmak üzere. O geminin her milimetre karesinde emekçi bir arkadaşımın elleri var biliyorum. Belki de bir dostumu taşıyor en önemli yolcusu diye. Kim bilir, belki kaptanı eski bir sevgilidir, yeni keşiflere yol alan.
Herkesten bize bir şeyler kaldı, belki bir söz, bir anı. En önemlisi ölümsüz türküler kaldı kulağımızda.
Ben kimseden gitmedim. Sadece gönül rahatlığı içinde el salladım giden gemilerin, trenlerin, uçakların arkasından. Çoğu anlayamadı neden sessizce sustuğumu. Ben bir haritanın iki yakasını bir araya getirmeye çalıştım. Türkülerinizi ezberime aldım. Unutmadım hiç birinizi, unutulmadığım kadar bende yaşıyorsunuz. Hala o türküler sizin sesinizden ağlıyor kulağıma.
Haydi dinle benimle, Seyduna söylüyor hepimizin yerine.
Yolun açık olsun be gule
Yürekleri gömelim küle
Gözlerin gelse de dile
Dost diyelim bile bile
...............................
İnsan yalnızlaştıkça yaşlanıyormuş. Yaşlandıkça yalnızlığını seviyormuş. Yüreği, ölüsü gömülememiş mezarlarla dolu olsa bile. İsterse, dünyayı cennete çevirebiliyormuş. Her dünyada insan, en kolay kendine ihanet ediyormuş.





GÜNCEL
Abidin Yağmur
Adil Okay
Adnan Bostancıoğlu
Akın Zayim
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Aziz Çelik
Ethem Dinçer
Güler Ataş
Mete Çubukçu
Muhsin Kızılkaya
Münevver Özgenç
Nedim İnce
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
Yeter Özdemir Şahin
ŞİİR BAHÇESİ
Bağış Erten


