İki ülke, iki rekor: Şili ve biz

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

MÜNEVVER ÖZGENÇ YAZIYOR ...

Karşılaştırmanın tam zamanı;
Şili ve biz…
Üstelik Eylül’deyiz,

Şili’nin kara günü 11 Eylül 1973, bizde 12 Eylül 1980
Onların generali kanlı Pinochet, Türkiye’de netekim Kenan Evren.
Darbelerin ardından söylenen;
Şili’için:  “darbenin gerçekleşmesi için gerekli koşulları yarattık”(*)
Türkiye’de: “Bizim oğlanlar başardı” (**)
Onlar (Şili halkı) onbeş yıldan sonra 1988’de yapılan halk oylamasında Pinochet yönetimine hayır diyerek o koşulları ters yüz etmeyi başardılar. Bugün bambaşka bir yerdeler. Darbelerden hesap sora sora. Bizse tersine, giderek devrildik kan uykulara!
  * *
Aylardır en yaşamsal sorunlarımızı rafa kaldırıp, beş gün sonra yapılacak referandumla yatıp kalkarken, bugünlerde haber bültenlerinde sıkça sözü edilen bir mucize yoğun gündemimizde yer bulamıyor elbette. Eğer tutarsa, asıl 13 Eylül’den sonra gerçekleşecek mucizelere (!) dikilmiş gözlerimiz.
Başbakanımızın “Bu işin fıtratında var” dediği kazalardan birisi 5 Ağustosta Şili’de bir bakır madeninde yaşandı.
Yine dediği gibi, dünyanın hiçbir yerinde maden kazaları yüzde yüz önlenemese de, çökme sonucu yerin 688 metre altında mahsur kalan 33 işçi yaşamaya devam ediyor.
Çünkü orada yöneticiler iş cinayetlerine bile kaza- kader diyerek sorumluluklarından kolayca sıyrılamıyor. ( İlk iş olarak, olayla ilgili birçok yetkilinin görevine son verildi.)
Bizde olduğu gibi, madenin girişinde yakınlarının kurtarılmasını umutla bekleyenler inşallah’la başlayan boş temennilerle oyalandırılıp, ardından güzel öldüler diye teselli edilmiyorlar. (Şili Devlet başkanı bizzat kameraların karşısına geçip, kazanın ardından sığınağa gönderilen alete iliştirilen ‘Hepimiz de iyi durumdayız’ yazılı not ile müjdeli haberi duyurdu.)
 Otuzüç işçi, ilk etapta oksijen, gıda gibi ihtiyaçların hazır bulundurulduğu bir sığınağa ulaşarak, yukarıdan yardım gelene kadar hayatta kalmayı başardılar. Şimdi ise açılan dar bir tünelden yüksek proteinli gıdalar gönderiliyor. Ayrıca psikolojik destek veriliyor. Sabırla, dört ay süreceği kendilerine bildirilen, açılacak 66 cm. çapındaki bir kuyu deliğinden teker teker yukarı çıkarılacakları anı bekliyorlar.
 Şili halkı, demokrasi düzlüğüne çıkmanın ve insanca yaşamanın ilk koşulunun darbelerle yüzleşmekten ve hesap sormaktan geçtiğini yaşayarak öğrendi. Biz ise bunu başaramadığımız gibi, üstüne ne geldiyse daha, sineye çekmekten başka çare göremedik.
Geçen hafta haber kanalları iki rekor duyurdu. Birisi, Şili’de sözü edilen kaza ile ilgili ‘toprak altında en uzun yaşama’ rekoru idi.
İkincisine gelince;
33 işçinin otuzüç gündür yerin metrelerce karanlığında yaşaması nedir ki, biz ki koca bir toplumu otuz yıl karanlıkta tutarak esas rekorun sahibi olduğumuzu bilsek de, yine de yetinmedik. Otuz yıl uyuttuktan sonra
darbecilerin yargılanması üzerinden yürüttüğümüz halk oylamasında “evet” versinler diye gözyaşı, kandırmaca, göz boyama ve masallar söylemede herkesi geride bıraktığımız gibi,  rakamda da sınır tanımadığımızı dost düşman bilsin diye Ankara’da bir rekor da biz kırdık;
Bize elli bin yeterdi ama, yetmişbin kişi gelince hepsine yetmese de inanın protein konusunda biz de hiçbir şeyi kısmadık. Kavurma, pilav ve tatlıdan oluşan yemekleri konuklara üzerinde ‘Evet’ yazılı paketlerle dağıttık.
8 ton et, 5 ton pirinç, 2 ton nohut kullandık. Yanında, 60 bin pide, 60 bin ayran, 120 bin şişe su, hurma, zeytin, tereyağ ve bal da cabası.
Duyduk ki eğlence niyetine Şili’li madenciler bugün oynanacak bir futbol karşılaşmasını aşağıya uzatılacak bir fiber optik kablo vasıtası ile izleyeceklermiş. Biz geri kalır mıyız, yemeğe katılanları çoluk çocuk eğlensinler diye ellerine biletler tutuşturup iftardan sonra lunaparka yolladık.
   * *
11 Eylül 1973’te dünyanın ilk seçilmiş sosyalist devlet başkanına karşı girişilen Şili darbesinin defteri kapatıldığı için, son teknoloji eşliğinde tüm olanaklar bugün göçük altında kalan vatandaşı yerin derinliğinden aydınlığa çıkarmak için seferber.
Ülkemizde ise olanca çaba hükümet olmanın nimetleri kullanılarak, referandum yolu ile ülkeyi sonu daha da belirsiz karanlıklara çekmek için.
Hem de demokrasiye, kadın-erkek eşitliğine inanmayan, alın terine ve emeğe selam vermeyen bir başbakanın peşinde.
12 Eylül darbecilerine yargı yolu açılacağına kanarak, tam da otuzuncu yıldönümünde.
Şimdi son dönemeçteyiz?

2010 Eylül’ünde Şili ve biz…
Darbelerimiz benzer olsa da,
Rekorlarımız ortada!
Şili nerede, biz neredeyiz?


        Münevver Özgenç


(*) 9 Ekim 1973’de ABD Başkanı Nixon ile
Danışmanı Kissinger arasında geçen telefon görüşmesi
(**)CIA İstasyon Şefi Paul Henze’nin darbenin gerçekleştiğini
 dönemin Devlet Başkanına duyurması.

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam