Sadece o kuşak mı işkence gördü?

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ABİDİN YAĞMUR YAZIYOR ...

Türkiye, referandum sürecine girdiğinden beri, ‘hepimiz işkenceye karşıyız’ diye bağırma modası sardı toplumu. Senelerdir hükümetlerin her türlüsüyle iyi geçinmiş, suya sabuna dokunmamış, hiçbir sorun karşısında resmi görüşün dışına çıkmamış, devlet desteğiyle yayılmış liberal vahşilik içinde palazlanmış kişiler bile öyle bir demokrat, öyle bir insancıl kesildiler ki başımıza, sormayın!
Gün geçmiyor ki, bir sivil toplum örgütü, idamları, işkence suçunu kınayan açıklamalar yapmasın! Okullarında öğrenci döven öğretmenlerden tutun da, Sivas’ta adam yakanlara, 1 Mayıs’larda solcu gençleri linç etmek için salya saçanlardan tutun da, mahallesindeki Romanları döve döve sürmeyi arzulayan kafatasçılara kadar herkes demokratmış meğer, herkes insancılmış, herkes işkenceye karşıymış…
Hükümet yandaşlığını çoktan aşmış, hükümet borozanlığına başlamış üç beş televizyon kanalında ise, hemen her akşam bir 12 Eylül mağdurunun söyleşisine yer veriliyor. Sağcı ya da solcu, Türk ya da Kürt birileri; askeri darbenin ardından karakollarda ya da cezaevlerinde yaşadıkları işkenceleri anlatıyorlar ve ‘Oyumuz evet olacak’ diyorlar. Sonra da, garip bir edayla ekliyorlar:
‘Ben işkence gördüm, çocuklarım işkence görmesin!’
Bugüne kadar, hiçbir işkence mağdurunun haberlerine yer vermemiş, polisin sokak ortasındaki işkencelerini bile hoşgörüyle karşılamış televizyoncular da demokratmış meğer!
* * *
Yalancılarla kurnazların, her devrin adamlarıyla intikam körlerinin yan yana durduğu, aynı tonda seslendiği bu koroyu izlerken, şeytana uyuyorum bendeniz, şöyle ters bir soru soruyorum kendi kendime:
Sadece o kuşak mı işkence gördü? Sadece 12 Eylül dönemini yaşayan, şimdilerde 50’li yaşlarda olanlar mı işkence gördü? İşkence suçu, Türkiye sivil yönetime geçtikten sonra bitti mi?
* * *
On yıl, on beş yıl öncesini düşünüyorum.
Liseli çocukların geceyarısı operasyonlarıyla gözaltına alındığı, işkencelerden geçirildiği, cezaevlerine atıldığı, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde yargılandığı, bıyıkları terlememiş çocukların, olmayan örgütlere üyelikten 12 yıl ceza aldıkları, cezaevlerindeki baskılara dayanamayıp ölüm orucu tuttukları; devletin cezaevlerine operasyon yapıp dozerle kol kopardığı, kadın mahkum yaktığı yıllar…
O zamanlar, şimdilerde eski sevenlerinin bile lanetle andığı Kenan Evren mi devletin başındaydı.
* * *
Diyorlar ki, ‘Bir daha işkence yaşanmasın diye referandumda evet diyeceğiz!’
Peki, ailesinin önünde liseli çocukları döven polis amirleri, Metin Göktepe’yi öldürten emniyet müdürleri, ‘oğluma işkence yapılıyor’ diye şikayet eden babaları azarlayan valiler, ‘işkence gördüm’ diyen zanlıları savcılık makamında döven savcılar, ‘bu ifadeleri işkence altında verdim’ diyen çocukları azarlayan hakimler, öğrencilerini döve döve polise teslim eden öğretmenler, işkence görenlere küfür edip ‘sağlamdır’ raporu veren doktorlar, işkenceli sorgu seanslarına katılan gazeteciler…
Bu insanlık suçuna öyle ya da böyle bulaşmış on binlerce sorumlu, yetkili; onlar da görevden alınmış olacak mı, biz referandumda evet dersek!
* * *

Diyorlar ki, ‘Askeri darbeyle hesaplaşmak için evet diyeceğiz!’
Peki, 1991’den 2010’a kadar geçen sürede, 15 günlük gözaltılar yaşayanları, askeri hakimli DGM’lere çıkarılanları, yaşlarından büyük cezalar alanları, F tipi hapishanelerde ‘sürekli’ işkence görenleri, özel yetkili mahkemelerin sonu belirsiz yargılama ve tutukluluk kararlarıyla yıllarca tutuklu kalanları, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istediği için kafasında cop kırılanları mağdur eden sistemle de hesaplaşılacak mı biz evet dersek!
* * *
Bendeniz, vaktiyle karakollara, cezaevlerine düşmüş; polisten de, askerden de, gardiyandan da eziyet görmüş biri olarak, bugüne kadar hiçbir yazımda anlatmadım, 1990’lı, 2000’li yılların, AB aday ülkesi Türkiye’de yaşadıklarımı veya bizzat tanık oldukları mı?
Hatta dost sohbetlerinde bile konusunu açmadım. Belki de içten içe affettim, Karacailyas Polis Merkezi’nde aileme söven o başkomseri de, Nevşehir Cezaevi’nde bedenime copla vuran gardiyanı da, cezaevi koridorlarında bedenimi tekmeleyen askeri de…
Affettim belki, o nedenle hiçbir kin duymadım bana acılar çektirenlere. Adlarını, kendilerini anarken kötü bir söz bile etmedim haklarında. Yaptıkları insanlık suçundan, işkenceden dolayı kendilerinin günün birinde utanacağını umdum hep.
Devletin kötü muamele ettiği, ayağına kalın zincirler vurduğu, ‘komutan gözetiminde linçe tabii tuttuğu’ bir insan olmamı, demokratlık rütbesi de yapmadım, devlete düşmanlık gerekçesi de yapmadım.
Kendime sakladım yaşadıklarımı…
* * *
Fakat şimdilerde, hayatında bir kere bile devletle ters düşmemiş, her devrin adamı olmuş, hayatında hiç gözaltına alınmamış kişilerin, mağdurları arasında benim de olduğum, yaşıtlarımın da olduğu bir insanlık suçunu, siyaset mezesi yapması zoruma gidiyor.
Yaşları kemale ermiş, hayatlarını düzene sokmuş, kendileri düzene uymuş 12 Eylül mağdurlarının, sanki sadece kendileri işkence görmüşler gibi, bu mağduriyeti sahiplenmesi ve ‘evet’ mezesi yapması zoruma gidiyor.
Eminim benim gibi on binlerce genç var Türkiye’de. Bir şekilde, bir yerlerde acı çekmiş, haksızlığa uğramış, yaşamı karartılmış on binlerce genç var.
Ve eminim onlar da benim gibi, ‘yeter’ diyorlar. ‘Biz acılar yaşadık. Bize o acıları yaşatan askerler, polisler, valiler, savcılar, doktorlar, öğretmenler, gardiyanlar hâlâ görevde ve anayasa değiştiğinde de görevde olacaklar. Ama kimse onlara hesap sormayacak! Çünkü onlar her devrin adamları!’
* * *
Yandaş medyalıkla yetinmemiş, hükümet borozanı olmuş televizyonlara çıkan 12 Eylül mağdurları, ‘Referandumda evet diyeceğim ki çocuklarım işkence görmesin’ diyorlar.
Her devrin adamlarından oluşan sivil toplum örgütleri eylemler yapıp ‘Evet diyeceğiz ki çocuklarımız işkence görmesin’ diyorlar.
Çocukları zaten işkence görmüştü!
Bunu görmezden geliyorlar.
Onun için, işkenceyi insanlık suçu sayacağına dair tek bir satırı bile olmayan anayasa değişikliğine ‘evet’ diyorlar…
Üstelik Türkiye’de işkencenin kalkmayacağını, her geçen gün güçlendirilen, şımartılan kolluk gücünün, daha beter işkenceci olacağını bile bile söylüyorlar bunu.
Kimilerinin gözü bencil intikam ateşiyle dağlanmış kör olmuş. Kimileri her devrin adamı olmanın şartlanmışlığı içinde ruhunu iktidara teslim etmiş…
Konuşuyorlar…
Konuştukça, işkence tezgâhlarına yatırılmış liseli çocukların, babasının yanında kurşuna dizilmiş çocukların etini dişliyorlar!

imece

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam