Yere bakan, göğe bakan

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ABİDİN YAĞMUR YAZIYOR ...


Eskiler ‘yere bakan yürek yakan’ demişler kurnazlığını, sinsiliğini gizlemeyi becerip vakti geldi mi kötülük yapan kişiler için.
Yürek yakan tanımını anlamak kolay; yaptığı kötülüklerle üzüntü veren, acı veren kişileri anlatmak için bu tamlama yakıştırılmış.
Peki yere bakan tanımı neden kaynaklanıyor?
Kurnaz, sinsi kişiler başlarını aşağı eğip yere baka baka yürüdükleri için mi böyle demiş eskiler.
Yoksa daha farklı bir sır mı var bu tanımlamada…
* * *
İnsan yeryüzüne indiğinde üretim nedir, avcılık nedir bilmiyordu; beli bükük, ön ayakları güçlü olduğu için toplayıcılık yapıyordu, bulduğunu yiyordu. Yere bakıyordu yani sürekli. Üstelik kurnazlığı, sinsiliği daha o zaman öğrenmişti.
İlk insanlar yere bakan yürek yakan mıydı o halde?
* * *
Ağaçların meyve verdiğini, o meyvelerin lezzetli olduğunu öğrendiği zaman göğe bakmaya başladı insan. Gerçi geceleri kara bulutların örttüğü aya, milyon milyon yıldızlara bakıyordu ama gündüz göğe bakmakla gece göğe bakmak arasında fark vardı. Birinde sonsuz karanlığa korkuyla bakıyordu, birinde sonsuz maviliğe hayranlıkla bakıyordu.
Derken göğe baka baka hesap yapmayı, yılları mevsimlere, mevsimleri aylara, ayları günlere, günleri saatlere bölmeyi öğrendi insan.
Göğe bakmak insanın sadece karnını doyurmamış aynı zamanda beynini de geliştirmişti.
Onun için ‘rasat’ amacıyla kuleler yaptı insan; hatta dünyanın ilk rasathanesi bizim Anadolu’da, Harran’da yapıldı!
* * *
Göğe bakmak öyle büyülü bir şeydi ki, hangi kavim göğe baktıysa o kavim ilerledi, çağının önderi oldu.
Mülkün dört bir yanına rasathaneler kuran Endülüsler de göğe bakarak ilerledi, sancılı devrimlerin ardından Galile’yi, Kopernik’i yetiştiren Avrupalılar da…
* * *
Fakat göğe bakmak demek ille de somut üstelik parlak bir cisim görmek değildi; insan bazen göğe, göremediği ama varlığını bildiği bir şey için de bakardı.
Bozkır Türkleri onun için ‘Gök Tanrı’ dediler, Musa’ya onun için gökten ateşten kalemler düştü, İsa onun için göğe çekildi, İsmail’e inen koç onun için gökten indi, Muhammet onun için Miraç’a çıktı.
Sadece ‘ilahi’ lütuflar değil, ilahi azaplar da gökten geldi; Nuh tufanında yağmur yağdı, Ebabil göğü yol edip kızgın taşlar bıraktı, Lut ve Ad kavminin başına gökten lapa lapa ateş yağdı!
Yani göğe bakmak insanlık için iki anlam taşıyordu:
Bilim ve Tanrı!
* * *
Devrin birinde insanlığın gözüne teknik bilimden, para Tanrı’dan üstün göründü; tekniği kullanan insan, boş göğe değil, dolu yere bakmaya başladı, yerin altında madenler gördü, o madenleri çıkardı, sattı, parasına para kattı, yeni madenler için hele hele petrol için gözünü döndürdü.
* * *
Acaba bizim Anadolu eskileri, yere bakan yürek yakan derken, öz Türkçede ‘yeryağ’ denen petrol için senelerce savaşan, birbirini boğazlayan, zaman zaman masum milletlerin tepesine çöken emperyalistleri mi kast etmişti?
Yok canım, abartı olur bunu söylemek!
* * *
Anadolu eskileri, yere bakan yürek yakan derken günümüz emperyalistlerini kast etmemişti muhakkak; ama biz, bu sözü günümüzün emperyalistlerini tanımlamak için kullanabiliriz.
* * *
Fakat bu güzel tanımı, sadece emperyalistler için kullanmak da yanlış olur.
Günümüzün insanını tanımlarken de bu sözü kullanabiliriz.
Nasıldır günümüz insanı?
Kimisi ayağı yere sağlam bassın, hızla yürüyebilsin diye hep yere bakar. Kimisi yerde para bulurum diye yere bakar. Kimisi avcıdır, iz sürmek için yere bakar. Kimisi ağırbaşlı görünmek için yere bakar….
Göğe bakan var mı?
Siz hiç yol yürürken göğe bakan bir insan gördünüz mü?
* * *
Günümüz insanı göğe bakmıyor, onun için evrenin kocamanlığıyla düşünüp yaşamın tadını çıkarmak yerine, ‘yerin’ darlığıyla düşünüp yaşamı kendine de başkalarına da zehir zıkkım ediyor.
* * *
Ben küçükken, Turgut Uyar’ın ‘Göğe Bakma Durağı’ndan habersiz, bahçemizin toprak zeminine uzanır, masmavi göğe, bembeyaz bulutlara bakardım. Bilirdim ki o gök içinde hem Tanrı vardır, hem uzay! Bilirdim ki o göğe benimle aynı anda Amerikalı zengin çocuk da bakmaktadır, Afrikalı aç çocuk da bakmaktadır.
O zamanlar, aynı göğün altında yaşıyor olmanın heyecanıyla, göğün sonsuzluğuyla geniş düşünürdüm; gökte sütunlu caddeler, yıldırım kanatlı atların çektiği arabalar görürdüm. Şimdilerde göğe möğe baktığım yok, ayağımın bastığı yerin darlığıyla küçük düşünüyorum.
Bazen başımı kaldırıp çevreme bakıyorum; herkes benim gibi, ayağının bastığı yerin darlığıyla küçük düşünüyor!
Onun için herkes herkesi her an kesecekmiş tetikte…
Üstelik herkes sinsi, herkes kurnaz, herkes acımasız…
Yere bakan yürek yakan herkes…

İMECE

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam