Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
ABİDİN YAĞMUR YAZIYOR ...
Meydanları doldurmuş on binlerce insan, alkışlayarak, ekseriyetle bağırarak kürsüde konuşan Başkan'ı dinlemekteler.
Başkan, kendinden emin, mağrur; ülkesini demokrasiye, çağdaş uygarlığa taşıyacağına ant içiyor; bu yolculukta kendisinden taraf olmayanların, ilerde bertaraf olacaklarını ilan ediyor. Kalabalık coşuyor…
Bu manzara, üçüncü sınıf demokrasilerle idare edilen bir memlekette değil, Türkiye’de yaşandı geçtiğimiz günlerde. Daha fazla demokrasi getiriyoruz diyen Başbakan Erdoğan, sırf kendisine açıkça destek vermiyorlar diye TÜSİAD üyelerini, yani patronları tehdit ediverdi; sizi bertaraf ederim, beni başkalarına benzetmeyin diyerek…
* * *
Acaba nasıl bertaraf edecek Başbakan, patronları? Üzerlerine vergi denetmenleri mi salacak? Her birinin ayrı bir yatak odası kasetini mi servis ettirecek? Yoksa bir kanun çıkarıp patronların tüm malvarlığına el mi koyacak?
Keşke açıklasaydı, patronları nasıl bertaraf edeceğini…
* * *
Acaba Başbakan Erdoğan, aynı ‘sert’ tavrı bankacılarla İstanbul borsasına para yatıran yabancılara da gösterebilir mi?
Kafamı kurcalayan soru bu bugünlerde.
Başbakan, koca koca patronlara kafa tutup, ‘sizin kafanızı kırarım ha’ diyebildiğine göre, Türkiye’deki sıcak paranın sahiplerine de böyle davranabilir mi?
Belki de böylesi daha kolaydır Başbakan için. Öyle ya, kafa tuttuğu, azarladığı patronlar, Türkiye’ye çok kızsalar da, fabrikalarını, arsalarını, yatırımlarını bir kalemde satıp Türkiye’den çıkamazlar.
Ama bankacılar ile sıcak para sahipleri öyle mi?
Bir gecede sıcak paralarını çekip piyasadan, okyanus ötesine geçiverseler, borsa tepetaklak olsa, dolar fırlasa, hazine borçlanamayacak duruma gelse, neler olur kim bilir?
* * *
Onun için Başbakan kızmaz, kafa tutmaz bankacılarla sıcak para sahiplerine.
Zaten kabadayılığın temeli de budur; dövebileceğin kişiye sataşacaksın ki dayak yiyip etiketi çizdirmeyesin!
* * *
Hem demokrasinin gereği de budur!
Bankacılarla sıcak para sahiplerinin siyasi tercihine karışmayacaksın, aksine onlar için istikrar ve huzur ortamı yaratacaksın ki elin oğlu güzel güzel ülkenin kaymağını yesin, sana da destek versin, sen de iktidarını sürdüresin!
* * *
İçerde patronları azarlayan, ‘benim yanımda olmazsanız bu sizin mahvınız olur’ diyen Başbakan, Amerika Birleşik Devletleri’nin kimi kurumlarına karşı da böyle açık sözlü müdür acaba?
Önceki gün Cumhuriyet gazetesinde Utku Çakırözer imzalı bir haber vardı; ABD yönetimi, İran’la ortak iş yapmaya hazırlanan TPOA’ya ‘uyarı’ göndermiş; Türkiye de İran’la ortak iş yapma çalışmalarını gözden geçirmek zorunda kalmış.
Dün de Vatan gazetesinde benzer bir haber vardı; Gülümhan Gülten, ABD yetkililerin, Türk bankacılık sektörü yetkililerine ‘İranlı bankalarla çalışırsanız Türkiye’yi sistemden çıkarırız’ dediklerini yazıyordu.
* * *
Acaba Başbakan, Amerikalıların bu ‘ayar verme uyarılarına’ seçim meydanlarında yanıt verir mi, vermez mi?
TÜSİAD üyelerine ‘Bugüne kadar hükümetlerle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadınız’ diyerek çatan Başbakan, Amerika’ya da aynı şeyleri söyler mi, söylemez mi?
* * *
Bir deve, hayli üzgün şekilde diğer devenin yanına gelmiş, yüzünü dökerek sitem etmiş:
-Serçenin yaptığına bak! Bana, ‘senin bacağını kırarım’ dedi…
Diğer deve üzgün arkadaşına sormuş:
-Yanında dişisi var mıydı?
-Vardı!
-Kırar o zaman!
* * *
TÜSİAD’a kafa tutan Başbakan’ın, Amerika’ya da kafa tutup tutmayacağı sorusu aklıma takıldığında, bu fıkradan hareketle başka bir soru soruyorum kendime:
-Seçim meydanları dolu mu?
-Dolu!
-Tutar o zaman!
* * *
Çok değil, birkaç gün sonra, Amerika ile Türkiye arasındaki İran krizi biraz daha belirginleşir, bu fırsatın seçim zamanına denk gelmesini katmerli fırsata çevirmek isteyen Başbakan, isim veremese bile, biraz da Amerika’ya sataşır, bolca alkış ve tabi bolca da oy alır.
Sonra mı?
Sonra, seçimler biter, önce patronlarla sonra ABD ile buzlar eritilir, durmak yok, yola devam edilir! Unutulur söylenenler, çatmalar, kafa tutmalar!
Ne de olsa, siyasette zaman zaman oy toplamak gerekir!
* * *
Taraf ve bertaraf meselesine gelince…
Çok eskiden, biraz argoya da kaçan bir laf duymuştum. Bıçkın bir adam, kendisine propaganda yapan solcu gence şöyle diyordu:
-Düzen değişse de düzülen değişmiyor!
Türkiye’de düzen, üç vakte kalmaz değişecek; yargının, siyasetin, medyanın, ordunun, polis teşkilatının başına yeni birileri geçecek o arada belki sermayenin bir kısmı da el değiştirecek.
Ama iki şey değişmeyecek:
Birincisi, Şark kurnazlığıyla oy toplamaya alışmış siyasetçiler.
İkincisi, açlık, yoksulluk, işsizlik üçlemesi…
* * *
Dün ajanslara bir haber düşmüştü. AKP’nin Mersin Milletvekili Kürşat Tüzmen, “Bu anayasa bizi Avrupalılara rezil ediyor” demiş. “Bu anayasayı okuyanlar Türkiye’yi üçüncü sınıf ülke sanıyor.”
Sanki Avrupalılar işi gücü bırakmış bizim anayasamızı okuyorlar!
Bu cümleleri inanarak söyleyen Tüzmen ile onu alkışlayan AKP’liler, evinde yemek pişmediği için intihar eden babaların varlığının da, Türkiye’nin üçüncü sınıf ülke gibi görünmesine neden olduğunu dile getiriyorlar mıydı?
Hayır!
İşte yarın bir gün anayasa değişir, Türkiye’nin düzeni değişir ama denge değişmez. Birileri, açlıktan ölürken birileri ‘dostlar alışverişte görsün’ anayasalarıyla ilgilenirler.
Yani düzen değişir ama…





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


