MERSİN AKKUYU'NUN BAŞINA: DEVLET KUŞU MU, KUZGUN LEŞİ Mİ

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ADİL OKAY YAZIYOR...

Türkiye’de uzun süre, ‘Nükleer santral yapılacak, hangi kent kurban olsun’ tartışmaları yapıldı. Amaç halkı alıştırmak ve nabız yoklaması yapmaktı. Tartışmalar sonucu Mersin Akkuyu gündemden düşmüş, Sinop öne geçmişken, Sinoplular nükleer cadı kazanına karşı önemli bir mücadele yürüttüler: ‘Nükleeriniz sizin olsun, Sinop bizim.’ diyerek başlarına konan ‘Devlet Kuşu’nu reddettiler. Zira bu kuşun aslında ‘kuzgun leşi’ olduğunun farkına varmışlardı. Arkasından AKP hükümeti sessiz sedasız Mersin Akkuyu’ya nükleer santral yapma kararı aldı. Mersinliler uykuda yakalandı.

Bu gün de Mersin halkı ayakta. NKP neredeyse bir aydır hemen her gün Mersin’de nükleer karşıtı eylemler düzenliyor, basın açıklamaları yapıyor. Bu çabaya kentte faaliyet gösteren 70’e yakın demokratik kitle örgütü, sivil toplum örgütü, siyasi örgüt ve parti destek verdi. Her gün en az iki kurum Mersin Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santrale karşı basın açıklaması yaptı. 70’e yakın kurumun aynı amaç etrafında birleşmesi Mersin’de bir ilkti. Mersinliler gecikmeli de olsa başlarına konanın devlet kuşu değil, kuzgun leşi olduğunu anladılar. Elbette söz konusu kurumların nükleere karşı duruş nedeni farklı. Örneğin patron örgütleri ‘Nükleere karşı değiliz ama Mersin Akkuyu turistik bir bölge, Mersin yani biz para kaybederiz’ diye olaya yaklaştılar. Çevreciler ve sol örgütler ise nükleer enerjinin sadece Mersin’in ve Türkiye’nin değil, tüm dünyanın başına bela getirdiğinin, bundan sonra da getireceğinin altını çizdiler.

Son çeyrek yüzyılda apolitizmin yaygınlaştığını, çevre bilincinin yerleşmediğini düşünürsek, kamuoyu oluşturmanın kolay olmadığını biliriz. Ama buna rağmen Türkiye’de bu konuda duyarlı örgütler, aktivistler, bilim insanları var.  Türkiye solu da çevre konusunda daha duyarlı davranmaya başladı. Şimdi dayanışma zamanı. Öncelikle insanlara Çernobil’i yeniden anlatmak gerekiyor. Enerji, yenilebilir enerji, nükleer enerji farkını ve uluslararası kapitalist şirketlerin bizim gibi ülkelere, batının artık terk etmeye başladığı geri ve tehlikeli teknolojiyi sadece ve sadece kâr amacıyla pazarlamaya çalıştığını anlatmak gerekiyor. Bu tehlike sadece -bu konuda duyarlı olan- çevrecilere, solculara yönelik bir tehlike de değil üstelik. Mersin ve civarındaki milyonlarca insan ve doğa için bir tehlike.

Mersin üzerinde uluslararası oyunlar


Greenpeace örgütü başkanı Dr. Thilo Bode, nükleer endüstrinin Türkiye üzerinde büyük bir baskı kurduğuna dikkat çekerek, nükleer santral yapılması halinde bunun bedelinin ağır ödeneceğini bildirdi. Bode, İsveç’in nükleer santrallerden vazgeçtiğini, İtalya’da yeni santral yapımlarının dondurulduğunu, Fransa’da nükleer santralsiz bir gelecek tartışmasının sürdüğünü hatırlattı. Türkiye’nin geleceğin enerjisini satın aldığını düşünürken, aslında geçmişin teknolojisini satın aldığını vurguladı.

ABD’de 1978, Almanya’da 1982, Kanada’da 1978 yılından beri nükleer santral siparişi verilmiyor, Fransa da 1997 yılından itibaren 2010 yılına kadar nükleer programını askıya aldı. Japonya’nın Monju kentinde 1997’de, Tokaimura kentinde 1999’da yaşanan kazalar nedeniyle halk, nükleer santrallere karşı çıkmaya başladı. Kanada’da 13 Ağustos 1997’de 21 adet Candu nükleer santralinden 7’si, ABD’li ve Kanadalı uzmanlarca yapılan denetimlerde yetersiz, tehlikeli bulunduğu için kapatıldı. Avusturya’da yapımı 1978’de tamamlanan Zwentendorf Nükleer Santralı, referendumda ‘hayır’ sonucunun çıkması nedeniyle hiç çalıştırılmadan kapatıldı. İsveç, 1980 yılında yapılan referandum sonucunda elektriğinin yüzde 46’sını karşıladığı nükleer santralleri 2010 yılında kapatma kararı aldı.

Nükleer mühendis Prof. Dr. Tolga Yazman’ın ifadesiyle: ‘Nükleer reaktörden çıkan yanmış atıkların, kazadan beladan uzak bir şekilde 250 bin yıl saklamamız gerekiyor. (…) hiçbir bürokrat-teknokrat çizmeden yukarı çıkmamalı, 250 bin yılın kefili olmaya yeltenmemelidir. Hiç kimse nükleer santrali Türkiye için ‘teknik bir zorunluluk’ olarak göstermesin. Bu bir siyasi seçenek ve karar.‘dır.

Mersin nükleer çöplük olacak

Hadi Mersin Akkuyu’ya nükleer santral kuruldu diyelim. Beş on yıl sorunsuz enerji üretti. Peki ya atıklar. Nükleer çöplük. Kaç nesil toprağımızı, çocuklarımızı, torunlarımızı tehdit edecek çöplükler ne olacak.

Radyasyon ve atık sorunu, dünyanın nükleer santrallerden vazgeçmesinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Bir nükleer santralın normal çalışması esnasında etrafına yaydığı radyasyonun çok düşük bir oran olmasına karşın, insan vücudu üzerinde ciddi hasarlara yol açtığı artık biliniyor. Nükleer santralın çalışması sırasında veya kaza sonrasında açığa çıkan radyasyon, besin ve solunum yolu ile canlılara geçiyor. Canlı hücreleri meydana getiren atomları ve molekülleri iyonize ederek yapılarını bozan radyasyon, DNA’ların da kimyasal yapısını bozuyor. Nükleer santrallerin çevresinde yaşayanlarda görülen kanser vakalarında yüzde 400’lük bir artış yaşanırken genetik mutasyonlar nedeni ile normal olmayan doğumlar, lösemi gibi hastalıklar artmaya başladı.

TTB’nin hazırlamış olduğu nükleer dosyada Türkiye’de uranyum kaynakları konusuna da açıklık getiriliyor: ‘Türkiye’de nükleer santraller için yeterli uranyum bulunduğu öne sürülüyor. Oysa yaklaşık 9.000 ton civarında çok zengin olmayan ve yurtdışında zenginleştirilmesi zorunlu olan bir uranyum rezervimiz var. Bu da, 1.000 mw’lık bir nükleer santralın ancak yıllık ihtiyacını karşılamaya yetebilir. Sonuç olarak yakıt ve teknoloji olarak dışa bağımlılığımız devam edecektir…’

Sonsöz: Türkiye enerji bakanı nükleer atıklar konusunda bilgisiz. Nükleer santrallerde böyle bir sorun olduğunu bile bilmiyor. Alman hükümetleri; ülkedeki protesto eylemlerinden çekindikleri için nükleer çöpleri büyük paralar vererek başka ülkelere yolluyor.

Peki, Türkiye ne yapacak. Nasılsa kendi çöpümüzü kabul edecek bir ülke bulamayız, bulsak da paramız yok, oldu olacak nükleer çöplük olalım da para mı kazanalım diyecek?

Ya Mersinliler?
Şimdi sokağa çıkma zamanı. Yoksa yarın çok geç olabilir.

 

KAYNAKÇA:
G. Demirer, Temel Demirer YDD kıskacında çevre ve kent. Ütopya yayınevi. Ankara. 1999.
David H. martin, Emek, 21 Mart 1988, s. 12
Uğur Biryol, “Nükleer Yalanlar”, Radikal İki, 5 Mart 2006, s.10.
Özlem Güvemli, “Türkiye ‘Ölüme’ Koşuyor”, Cumhuriyet, 22 Şubat 2006, s.9.

 

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam