Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
GÜLER ATAŞ YAZIYOR...
Akyaka’nın sokak çocukları annelerini kaybetti: Itır Funda İnselbağgil. Itır, çiçekleri türlü renklerde, yaprakları güzel kokulu çiçek demek. Funda, kurak bölgelerde yetişen bir bitki. İnsel, mağaradan çıkan sel. Bağgil, bağ soyundan gelen. Itır Funda İnselbağgil adının tamamının doğadan esinlenip konulmuş olduğunun eminim kimse farkında değildi. İnsan dışı varlıklara bu kadar kendini adamış olduğun için seni suçlayanlar, itip kakanlar, hor görenler eminim adının derinliğini düşünseler en az sevenlerin kadar anlarlardı seni. Bir kaç satırla anlatılamayacak hayat hikâyen, ayna kadar ortada yaşamınla kimseyi meraktan çıldırtmadın aslında.
Aşkın ve sevginin sadece iki ayaklılara has bir şey olmadığını anlatabilmek için uzun ömrünü kısalttın. Çok şeyi kaldıramadığının farkındaydı dostların, bazen kendine bile boş veren halini iki kadehle uğradığın hakaretleri unuturdun. Biliyorum yine de sen kendine değil, o ağzı var dili yok, inanlara göre tanrının insana emaneti diye bilinen sokak hayvanlarına hakaret edildiğini düşünürdün. Anlamak istemediğin bir şey vardı, emanete ihanet bu dünya insanının genlerine işlemiş davranış biçimiydi. Yoksa bir atom bombasıyla koca Hiroşima’yı, çıkardıkları savaşlarla kendi çocuklarını, soykırımlarla kendi ırkını yok edebilir miydi insan? Emanete ihanet olmasa, ormanlar yakılıp lüks villalar kondurulur muydu dağlara? Senin insanlara dair unuttuğun çok şeyi sıralayabilirim burada. Ama bunu yapmayacağım.
Ama insanların unuttuğu bir şeyi hatırlatmak istiyorum. İnsanlık mal mülk ve kaybedilebilir şeyler edinmeye başladığında ilk evcilleştirdiği hayvanlardan biri köpek olmuştur. Yani insan tarihi boyunca medeniyet geliştirdikçe faydacı mantığını da geliştirmiş. Şimdilerde bahçelere elektrik akımı vererek, evlere alarmlar, mallarının başına gece bekçileri ve kameralar koyarak köpeklerle olan çıkar ilişkisini sonlandırdığı için, köpekleri ve kedileri hediye edilebilir ve bıkıldığında atılabilir nesneler olarak görmektedir.
Vicdanı sorgulamak sadece bir takım erdemlere ermiş insanların işidir. Kendinden başka canlılara yaşam hakkını savunmaksa İ-N-S-A-N üstü olmayı başarabilenlerin işidir.
Bundan böyle tüm egolarından arınmış İ-N-S-A-N deyince ilk aklıma gelen isim olacaksın.
Itır Funda İnselbağgil; seni 53 yıllık yaşamında anla(ya)mayanlar Bursa’da Akyaka’da ve hatta yaşadığın her yerde yargılayanlara, “köyün delisi” diye damgalayanlara, sadece doğayı ve sokak hayvanlarını sevdiğin için dışlayanlara, insan haklarını savunduklarını düşünürken yaşadıkları dünya için hiçbir şey yapmayanlara, tanrı inancıyla yanıp kavrulurken sadece cennet umuduyla gözünü öbür dünyaya diken sahtekârlara öyle ders verdi ki gidişin (umarım!).
Bu dünyada korkusuz, öbür dünyaya korkulu insanlar sen uğurlanırken gözleri yuvalarından akılları başlarından çıktı. Hayat felsefemizin çakıştığı yerden bakarak ben son yolculuğunda gördüğüm “manzara”yı doğanın sana kucak açması olarak değerlendirdim. Çünkü sen korkmadan sevdin her şeyi. Cennet beklentisi ile bakmadın çiçeğe böceğe. Doğadaki her şey o gün senin gittiğini anladı ve seni uğurladı. Çünkü onlar ihanetçi ve nankör değildi. Cenazenin önünde seni uğurlayanlarla birlikte dakikalarca selama duran köpeği, mezarlığa kadar yol boyunca koşan ve ağlama sesleriyle takip eden köpekleri, üstüne toprak atıldıkça insanlarla birlikte mezar başında çukura bakan köpeği biz unutmayacağız. Üstelik bu takipteki köpeğin adının annenin adı olması başka bir ibretlik tabloydu. Burada Temmuz ayında hiç yağmayan yağmurun gökyüzü ağlar gibi arkandan yağması, bir saat sonra gökyüzünde ışıklı bir haritanın hem de tam mezarlığın üstünde çizilmiş gibi oluşması doğanın seni kucaklamış olduğunun işaretiydi bana göre. Başkalarına göre ne ifade etti bilmem ama hiç böyle bir gökyüzü görmemiştim şimdiye kadar.
Akyaka’nın sokak çocukları annesiz, biz sevenleri onsuz kaldık. Hayvanlarla yakınlaştığımdan beri ilk defa her gün köpeklerin ağladığına şahit oluyorum şimdi. Evinde bıraktığı emanetleri o ağlama sesiyle unutturmuyorlar Itır Funda İnselbağgil’i.
Vicdan demiştim herkeste var gibi duran ama herkesin onurla taşıyacağı bir şey değil. Daha ilk gün ''bu köpekler gider artık buradan değil mi?'' sorusuyla karşılaştık. V-İ-C-D-A-N yapıştırılır bir şey olsaydı eğer elimde yapıştırıcıyla dolaşırdım. Ne yazık ki yapıştırma vicdan sırıtıyor birilerinde.
Onu itip kakanlar, emanetlerine bir gün dahi saygı duymayanlar, inanın siz de emanetsiniz bu dünyada. Keşke hepimizin arkasından sadece “iyiydi” diye insanlar demese. Keşke bizim de arkamızdan bütün ağaçlar ve hayvanlar ve gökyüzü ağlasa böylesine.
Itır’ımızın son yolculuğu enternasyonal bir uğurlamayla farklı etnik kökenden Akyakalıyı bir araya getirdi. Hatta sokakta hayvanlara tahammül edemeyenler vicdanlarını rahatlatmak için (mi?) olsa gerek, köpeklerle beraber Itır’ı uğurladılar o gün.
Belediye Başkanı Ahmet Çalca, beni o gün etkilediği kadar başka bir gün etkileyemez sanırım. Mezar taşlarını bile tek tek elleriyle dizdi, üstüne yeşiller ekti ve mezarlıktan en son ayrılan da o oldu. Bir de söz verdi bize onun emanetlerine sahip çıkacağına dair.
Mis kokulu rengârenk çiçek, mağaralarda akan sel, bağların kızı! Bu çıkarcı ve çok yüzlü dünyada sana sözümü yerine getiremezsem, emanet ettiğin iki genci ve (sokak) çocuklarını koruyamazsam anla ki senin kadar İ-N-S-A-N olamamışım. Bağışla beni!
Akyaka’nın sokak çocukları ve sevenlerin adına bir dostun. Köyün delileri çoğalıyor, rahat uyu.





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


