Hepimiz 'Ahtapot Paul'üz

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

BAĞIŞ ERTEN YAZIYOR...

  Dünya Kupası da bitince artık kaçacak yerimiz kalmadı. Bütün istikametler annemizin ligine dönmemizi söylüyor. Tam bir ay süren balayı sona erdi. Artık gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Yine Polat’lardan Polat beğeneceğiz, en Aziz hangisi ona bakacağız, Yıldırım’lar yaratan bir ırkın ahfadı olmanın zorluklarını yaşayacağız. Tereyağlı Stoch yiyeceğiz, zeytinyağlı Pino salatasından tadacağız, kremalı Quaresma tatlısına dalacağız. Hatta geniş spektrumlu bakış açılarını deneyip Makukula’nın yoluna gül dökeceğiz, Insua’dan sihir türeteceğiz. Peki, ne geçecek elimize? Merakımızı biraz olsun gıdıklamaktan başka, hakikaten anlamlı bir şey öğrenebilecek miyiz? Hiç sanmıyorum. Ne denir lig başladığında: “Takımların oturması için en az bir ay lazım.” Yani Eylül ortasına dek ne görüyorsak görelim eksik kalacak. Tabii ki ipuçlarının peşinden gitmek de önemli. Ama yine de bu kadar müdahil olmak zorunda mıyız? Yemek yapılırken başka şeylerle oyalanmak o yemeğin bitmesini daha da hızlandırmaz mı? Siz hiç her aşamasında tattırılan bir ana menü gördünüz mü? Misal kuru fasulye yapıyorsunuz. Ama fasulyeleri ısladığınızda ayrı tattırıyorsunuz, soğanı kavurduğunuzda bir daha, domatesi, suyu koyduğunuzda bir kez daha. Düdüklüyü iki de bir açmaya çalışıyorsunuz falan. Olacak iş mi? O yemekten lezzet çıkar mı? Ertuğrul Sağlam da, Aykut Kocaman da, Frank Rijkaard da, Bernd Schuster de, Şota Arveladze de bu baskı altında çalışmaktan mutlu olabilir mi, yemeği ikide bir tattırmaktan memnun kalabilir mi? Kabul edelim, ne söylersek söyleyelim, geleceğe ve gerçeğe dair çok az şey biliyoruz. En fazla tahmin edebiliyoruz. O tahminimiz de meşhur Ahtapot Paul’den iyi değil. Oldu olacak Paul’e de verelim bir köşe, bazı futbolcu eskilerinin yazılarını editörler yazıyor ya, biz de Paul’ün ağzından yazarız. Suda kıvrımlar çizerek gelişini ‘orta sahada çok top tutuyorlar’ diye yorumlarız, eğer yemin olduğu kabı sarıp sarmaladıysa ‘pres önemli’ deriz. Tek koluyla yemi alırsa tek forvetçi, çift koluyla uzanırsa çift forvetçi olur. Hepimizden de iyi olur. O bizden daha Paul ne de olsa.

Peki futbolun günceline takılmayacaksak ne yapacağız? Reçete vermek haddimiz değil, onu köşe kadıları yapıyor. Ama onlar da kılıç kalkan ekibiyle hayat geçirdiklerinden çok meşguller. Bu durumda “Aynası iştir kişinin” deyip kendimizden yola çıkarak fikir teatisi yapabiliriz. Tabii öncelikle başka sporları izlemek olmalı gündemde. Bolt’un sakatlıktan bile 9.82’yle dönüşüne bakabilirsiniz. Ya da Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda Elvan’ın ve Alemitu’nun yeniden podyuma çıkışını. Olmadı Avrupa Yüzme Şampiyonası’na, misal katılırsa eğer, gençlerde altın kazanan Ediz Yıldırımer’in muhtemel performansına odaklanabiliriz. Geçen hafta da yazdım, elde zaten bir Tour de France var ki bizi neredeyse Ağustos başına dek oyalıyor. Ekran başına kilitlenmek istemiyorsanız İstanbul Cup ayağınıza dünyaca ünlü tenisçileri getiriyor, ona gidersiniz. Beni ‘sair sporlar’ çekmez’ciyseniz, Dünya Basketbol Şampiyonası hazırlıklarına konuk edelim sizi. Tamam, Nankör Lebron, Kara Mamba Kobe yok ama koca koca takımlar Türkiye’ye gelecek. Siz de turnuvaya hazırlanmaya şimdiden başlayın. Sonra çok şikayet ettiğiniz yorumcular gibi, bir tek Diamantidis’i, Teodosiç’i, Ricky Rubio’yu gözünüz bir yerden ısırır, Mozgov, Bijelica, Huertas gibi yeni yıldız adaylarını ise ancak turnuvada izleyip beğenirsiniz ki bundan ‘daha Üründül’ bir durum yoktur.

Ha derseniz ki ben futboldan başka spor tanımam. O zaman biraz yaş küçültme yapın. U 19 Avrupa Şampiyonası başladı. Ona bakın. Yok gavur alemlerini değil otantik, yerli malı yurdu malı’cıysanız size Ülker ve TFF’nin açtığı futbol köylerini tavsiye ederim. Geçen hafta Ülker’in davetiyle, birkaç gazeteci ve TFF görevlisiyle birlikte Sakarya’dakileri gezdik. Şen şakrak geçen kamplardaki çocuklarla konuştuk. Neler söylemediler ki? Dünya Kupası finalini izlediniz mi diye sorduk: “O kadar eğleniyoruz ki TV izlemeye vakit olmuyor” dediler. “Topu havaya atın, poz verin, vermezseniz bir hafta daha burada kalırsınız” diyen muhabire “Atmayalım, bir hafta daha kalalım” diye espri yaptılar. Yoksulluktan ve erkek egemen toplumun baskısından sokağa bile çıkamayan kız çocuklarının futbol sayesinde milli olup yedi düvelle maç yapmasına kayıtsız kalmamak az şey mi? Dört erkek kardeşini geçip futbol sayesinde dünyaları tanıyan kızlardan birinin özgüvenine biraz olsun arka çıkmak fena mı olurdu?

Hadi bunları da yapamadınız; takımınız kaç yabancıyla sahada olacak, kaçı kenarda dursun, tribündekilerin türevini alırsak geriye ne kalır’ı bırakıp biraz nadasa kalsanız, kafa dinleseniz fena mı olur? Kitap okuyun, konsere gidin, dinlenin. Futbolu özleyin yani. Ayrı yaşayın biraz. Ayrılmanın da vahşi tadına varın. Hem ayrılık da sevdaya dahil değil mi?

radikal

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam