GELECEĞİNİ BİLİYORDUM

Arşiv

paz sa ça cu cum pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Mailinizi ekleyin

Haberlere abone olun:

seçim: MERSİN'E NÜKLEER SANTRAL İSTİYOR MUSUNUZ?

Mersin Akkuyu'da yılardır kurulmak istenen ve ihalesi başlatılan nükleer santrale ilişkin düşünceleriniz nedir?

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

NEDİM İNCE YAZIYOR... 

Evrimin bir aşamasında insan beyni artık varolduğu kişinin doğadan ve diğer insandan farklı bir şey olduğunu anladı. Bir süre sonra doğa bir yana, diğer insan bir yana,  ben bir yana diye düşünmeye başladı. Avcı-toplayıcı yaşamdan, tarım yaşantısına geçince, yerleşik düzende köy ve kentleri kurunca bir kez daha ve daha da güçlü olarak doğadan, diğer insandan farklı olduğunu duyumsadı.

            İnsanın doğadan, diğer insanlardan farklı olduğunu algılaması aynı zamanda derin bir yalnızlığı algılamasına da yol açtı. Doğadan, diğer insanlardan kopan insan sosyal bir varlık olma özelliğini geliştirerek bu derin yalnızlığına çare üretmeye çalıştı. Akrabalar, kabileler yalnızlığın giderilmeye çalışıldığı ilk alanlar oldu. Değişik amaçlarla bir araya gelinen gruplar, topluluklar yine yalnızlığa çare aranan yerler olarak görüldü. Bu gruplara, topluluklara aynı köylü olmak, aynı kentli olmak, aynı dernekte çalışmak, aynı işte çalışmak, aynı siyasi partiden olmak ve benzeri gibi örnekler sayılabilir.

            İnsanlar topluluk içinde yine de kendini yalnız hissettiği zamanlarda daha bire bir bu sıkıntısını paylaşacak insanlar aradı ve buldu da; adına arkadaş dendi dost dendi…

            Arkadaşın, dostun değerini bilenler ona emek harcadılar, bedel ödediler, onu yücelttiler, geliştirdiler, zenginleştirdiler ve sayesinde zaman zaman yalnızlık hissinden kurtulma şansını elde ettiler.

Tersine davrananlar daha derin bir yalnızlığa gömüldüler ve buradan çıkmanın başka yollarını ararken daha çok para kazanmak, daha çok tüketmek, daha çok iktidar sahibi olmak gibi çarelere başvurdular ama o yolar bataklık gibiydi ve çırpındıkça daha derin yalnızlıklara  doğru yol aldılar.

Dilerseniz arkadaşlığın, dostluğun değerini vurgulayan kısa bir anonim öykü ile yazıyı sonlandıralım.

 “Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.  Asker teğmenine koştu hemen: — Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?  'Delirdin mi?' der gibi baktı teğmen... — Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!  Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.  — Peki, dene bakalım!  Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.  Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü: — Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş... — Değdi Komutanım, değdi! dedi asker. — Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun? — Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu...  Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için... Ve hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:  'Geleceğini biliyordum!' “ 
  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam