BİZ İSRAİL BARBARLIĞINA DAHA ÖNCE DİKKAT ÇEKMİŞTİK

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 1 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image ADİL OKAY YAZIYOR...

 “Ve ant içtim ki
Bir mendil işleyeceğim yarına kadar
Gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
Ve bir tümceyle baldan ve öpücükten tatlı
Bir Filistin vardı, bir Filistin yine var” (1)

İsrail’in İHH'nin insani yardım taşıyan gemi konvoyuna düzenlediği saldırıda en az dokuz kişinin öldüğü kesinleşti. Bu bir devlet terörüdür. Dışişleri Dakanı Davutoğlu, BM Güvenlik konseyi toplantısında ağır bir konuşma yaptı ve İsrail’i korsanlıkla – teröristlikle suçladı. Biz, bunu yıllardır söylüyor ve yazıyorduk. En son Gazze katliamından sonra başbakan Erdoğan’ın ‘one minute’ çıkışı Arap aleminde sempatiyle karşılanmıştı. Ancak aynı başbakan ‘one minute’ çıkışından iki gün sonra İsrail’den Hebron uçakları satın almış, samimiyetsiz olduğunu göstermişti.

Bu konuda Ocak 2010 da “Mısır’dan Gazze’ye yol kapalı ve Filistin için hayatını kaybeden Türkiyeli sosyalistler” başlıklı bir makale yazmıştım. Yazdığım makale şöyle bitiyordu: “Bu 21. Yüzyılın en büyük ayıplarından biri Filistin sorunu. Sözüm ona ‘uygar’ batı ve ABD kendi yasalarını bile çiğniyor. 1967’den beri alınan BM kararları yok sayılıyor. Bir zamanlar Filistinlilere en büyük destek sosyalist ülkelerden geliyordu. Yediğimiz konserveden, giydiğimiz askeri elbiselere ve kullandığımız silahlara kadar. Ve Filistin kamplarında İsrail’e karşı savaşan dünya devrimcileri vardı. Solun parametrelerinden biri de, ‘mazlum halkların yanında yer almaktır’ şiarını hayata geçiren bu sosyalistlerden birçoğu İsrail saldırıları sonucu öldürüldü. Türkiyeli devrimciler sadece oturdukları yerden ‘one minute’ diye şov yapmadılar. Bizzat savaşın içinde Filistinlilerle aynı cephede yer aldılar. Onları bir kez daha saygıyla anıyorum. “

Sonuç itibariyle bir kez daha kapitalist kampın ‘demokrasi ve insan hakları’ savunusunun göreceli ve ikiyüzlü olduğunu görmekteyiz. Bu ikiyüzlülüğe Türkiye de uzun yıllar ortak olmuş dönem dönem de baş aktör olarak rol oynamıştır. “Sen benim ayıbımı görme ben de seninkini görmem…” Ya da “ihaleleri iptal ederim, borç vermem…” tehditleri ilişkilerde belirleyici olmuştur. Türkiye halkı bu konuda hep aldatılmıştır. Osmanlı’dan beri Araplar ‘din kardeşlerimiz’ olarak adlandırıldıkları halde hor görülmüştür. ‘Bu gün kitap okuyan bir Türk vatandaşına beş Arap yazar adı sayın deyiniz, sayamaz. Ama Avrupalı yazar adı sayabilirler. Bunun sosyolojik ve ekonomik nedenleri vardır. İşte Filistin halkına yaklaşımda bu nedenler rol oynamıştır. Filistin halkı ülkemize gelip yatırım yapacak, borç verecek, büyük sipariş verecek güce sahip değildir. Paranın hükümranlığının yaşandığı kapitalist dünyada, dolayısıyla Türkiye’de insan hakları değil, ticari ilişkiler ön plandadır. Bu güne kadar İsrail tercihinin bir nedeni de budur.

AKP hükümetinin ikinci döneminde dünyadaki güçler dengesinde değişimler başlamıştır. Türkiye kapitalistleri, halkın yoksulluğu üzerinde bir zenginlik yaratmış ve mal ihracı yanı sıra neredeyse sermaye ihracına başlamıştır. İsrail’in ağabeyliği artık tarihe karışmakta, Türkiye’nin ekonomik gücü artmaktadır. Bu bağlamda, bu gün Davutoğlu, İsrail’e karşı tarihin en ağır konuşmasını yapabilmiştir. Elbette burada bir iki yüzlülük ve ilkesizlik söz konusudur. İsrail 1948, 1967, 1982 ve en son Gazze işgalinde de benzer katliamlar gerçekleştirmiş, işgali BM kararlarına rağmen sürdürmüştür. Bu insanlık dramına ve İsrail’in devlet terörüne, işlediği insanlık suçlarına rağmen, Türkiye İsrail’le ilişkilerinde ABD’nin dümen suyundan gitmiş, ‘din kardeşlerinin’ trajedisini görmezden gelmişti.

Son haberlerde yaralılara kelepçe takıldığı gösterilmiş ve İsrail şiddetle kınanmıştır. Elbette sedyede götürülen bir yaralıya kelepçe takmak en hafif ifadeyle evrensel değerlere terstir. Ancak bu İsrail’i yeni bir uygulaması değildir. İsrail’in 1982 Lübnan işgali esnasında onlarca arkadaşımız, Filistinlilerin safında direnirken katledilmiş, onlarcası da esir düşmüştü. Yaralı yakalanan arkadaşlarımız da sadece kelepçelenmemiş işkence görmüşlerdi. Esir alınıp İsrail’de ve El Ansar esir kampında işkence gören arkadaşlarımızın anlattıkları, tanıklıkları ’12 Eylül ve Filistin Günlüğü’ adlı kitabımda mevcuttur. Peki, Türkiyeli sosyalistler neden Filistin davasını ‘Dinci’ olarak bilinen örgüt ve partilerden daha fazla desteklemiş ve bu uğurda onlarca Türkiyeli devrimci hayatın kaybetmişti. Nedeni açık. Yukarıda da altını çizdiğim gibi ‘Solun parametrelerinden birinin, mazlum halkların yanında yer almak’ olmasıdır.

‘’Bu yazıyı, Filistin deki gibi zulmün karşısında baş eğmeyen, onur ve umutla kavranan taşı zorbalığın alnına fırlatan Edward Said’den –çocuk olmadan kahramanlığa mahkum- intifadanın Küçük Generallerine uzanan başkaldırıya hayranlık ve minnet duygularıyla kaleme alıyorum… Çünkü Onlar; bana, bize, yani hepimize, ‘Anne bak kral çıplak!’ haykırışıyla Modern Zamanlarda yitirilmiş insanı hatırlatmanın yanında benim, bizim yani hepimizin geleceğini savunuyorlar…’’(2)

Filistin sorunu İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesiyle son bulabilecektir. İsrail yeni işgal girişimleriyle bu talebi unutturmaya, sıtmayı gösterip vereme razı etmeye çalışmaktadır. Ancak Filistin halkı ve örgütleri tüm zaaflarına ve bölünmüşlüğüne rağmen mücadeleden vazgeçmemiştir. Bizim ödevimiz, solun parametrelerinin unutmamak, Filistin halkının yanında olmaya devam etmektir.

(1)Mahmud Derviş.
2) İsyanın Adı Filistin -  Yücel Demirer, Sibel Özbudun
  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam