Dersimiz Boş Öğretmeniiim!

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

YETER ÖZDEMİR ŞAHİN YAZIYOR...

Bu yazı, ‘iğneyi kendimize ...’ yazısı değil. Elinde iğne ve çuvaldız varmış gibi yapmaya itiraz yazısı.

Aynı sınıfa on dakika arayla giren iki öğretmen… Biri bir kez bile ‘susun’ demeden dersini anlatır, dinletir ve hatta öğretir; diğerinin dersinde havada kağıt uçaklar uçuşur.
Hepimizin anılarında olabilecek bir anekdot bu. Bir tane daha…
Yıllar önce stajyer öğretmen olarak, rehber öğretmenimden izleyeceğim derslerinin programını istemiştim. Hem kural buydu hem de deneyimli bir öğretmenin dersini dinlemenin gerçekten de yararlı olacağına inanıyordum. Cevabı şu oldu, “Boş verin Hoca Hanım, bunlar sizi görünce dersi kaynatır. Bir ayın sonunda bir konu anlatırsınız yeter”. Konuyu anlatacağım derse girdiğimizde rehber öğretmenim sınıfa “Hocayı dinleyin bir daha algı malgı anlatmam” dedi. Dersimi anlattım; çıkarken sınıfa döndü, “haftaya algıyı anlatacağım” dedi ve çıktık. Belli ki dersimi başarılı bulmamıştı(!). O bir derste geçen ve bana gerçekten ‘staj’ olanağı veren ayrıntıları geçiyorum. Rehber öğretmenimden aldığım en büyük ders şu oldu: Ben öğrenci olsam sınıfta sükûneti sağlamak için en hafif ifadeyle ‘yalan’ söyleyen öğretmeni ciddiye almam.  
Bir anekdot daha…
Veli, çocuğu derste konuştuğu için okula çağrılır. Öğretmenle aralarında şöyle bir konuşma geçer:
— Sınıf mevcudu uygun, en kötü şartlarda konuşan çocukları çapraz köşelere oturtsanız…
— Kazanamayacağım savaşa girmek istemiyorum!…
‘Kazanılamayacak savaş’ öğretmenle 13 yaşında bir çocuk arasında geçiyor!

Öğretmenlik herhangi bir iş değil. Tıpkı hekimlik gibi, mimarlık, mühendislik gibi… Sendikalarının da ilgi alanlarını belirlerken, lastik –iş, tekstil-iş gibi sendikaların davranış kalıplarını göstermesi beklenemez.
İşi ‘savsaklayamazsınız’, üretim ‘nesnelerine’ zarar veremezsiniz, ‘sektörde(!) yaşanan sorunları’ görmezden gelemezsiniz.  Ya iş bırakırsınız (hatta kendinizi yeterli bulmuyorsanız işi bırakırsınız) ya da üretirken sadece bütün bilginizi birikiminizi değil, vicdanınızı da üretim sürecine katarsınız. Bu ürünü de hatalılar arasına alıverin, deme şansınız yoktur.

Şimdi meselenin neresinden tutup anlatmalı bilmem ki…
Binlerce binanın yıkıldığı bir depremde, meslek odaları bir tek meslektaşına, meslekten men, kınama vb. ceza vermiyorsa kime neyin hesabını soracaksınız. 

Öğretmen yetiştiren kurumların durumu, eğitime bütçe ayrılmayan sistem, evde şiddet, Kurtlar Vadisi’, kurtlar sofrası… Bütün bunlar tamam! Biri bize öğretmenlerin ne durumda olduğunu anlatsın.

Eğitim-Sen Genel Başkanı “Okullarda Yaşanan Şiddet ve Çeteleşme Eğitim Sistemini Tehdit Ediyor!” başlıklı basın açıklamasında, on çözüm önerisinden sadece ikisinde doğrudan öğretmenlerin sorumluluğuna dikkat çekiyor. Üstelik Eğitim-Sen’in hazırladığı “çocuk-şiddet-suç” raporunda, “Her 4 öğretmenden biri, şiddete yönelmekte, her 100 çocuktan 40 tanesi okulda şiddetle karşılaşmaktadır.'' tespiti de yapılıyorken.

Şiddet okullarda yaşanmaktadır. Eğitimin sacayağından biri öğretmendir ve onların meslek örgütünün yaptığı bir açıklamadan söz ediyoruz. Yaşananlar birdenbire ortaya çıkmamıştır. Ortaöğretime dek inen şiddetin ayak seslerinden herkesten önce öğretmen haberli olmak gerekir. Mesele ayyuka çıktıktan sonra, neredeyse ilgili ilgisiz her köşe yazarının konu ettiği magazin olayı halini alır zaten. Oysa sorun herkesin diline pelesenk olmadan çok önce, konunun doğrudan muhataplarının sadece söylemek değil eylemek zorunda oldukları bir şeyler olmalı. Eğitim-Sen’den beklenen yıllar öncesinden başlayarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na söz geçiremiyorsa, üyesi olan rehber öğretmenleriyle konuyu tartışıp, örnek modeller geliştirdiği okullar yaratmasıydı.

Artık ülkemizde meslek gruplarının ellerinde iğne ve çuvaldız varmış gibi yapmalarının kimseye yarar getirmeyeceği anlaşılmıştır.

Yukarıdakine benzer örneklerin, genç insanların kendini değersiz hissetmesinde payı olmadığını kim söyleyebilir. Bu örneklerin çok daha vahimleriyle her gün defalarca değersizleştirilen bu genç insanlar tutunacak dal arıyor. Biliyoruz ki onları ‘adam yerine koyan’ bir öğretmen bir öğrencinin hayatında her şeyi değilse bile çok şeyi değiştirebilir.
Tecrübelerimizle biliyoruz. Biz böyle Töbder’li öğretmenlerin öğrencileriydik.

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam