Elazığ'ın kerpici, Mersin'in halk ekmeği...

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ABİDİN YAĞMUR YAZIYOR...

  Ne vakit bir deprem olsa, insanlar ölse; Nazım’ın, 39 felaketi olarak bilenen Erzincan depreminden sonra yazıp ‘Milli Şef’in özel izniyle yayınlatabildiği şiiri gelir aklıma:
‘Uyanıp kaçamadılar/Kuş olup uçamadılar/Yan yana sırtüstü yatan ölüler…’
* * *
Elazığ’da da, deprembilimcilerin ‘pek de büyük değil’ dediği bir deprem yaşandı işte; buna rağmen onlarca insan öldü; ‘yan yana sırtüstü yatırıldı’ ölüler.
Demek ki, 1939’dan beri devlet hiç değişmedi; devletin işi, depremlerde ölenleri yan yana sırtüstü yatırmak oldu, demek ki…
* * *
Meydanlarda ‘padişahım çok yaşa’ diye karşılanmaya, medya yazarlarınca övülmeye alışmış Başbakan Erdoğan, görev süresince gördüğü ilk ciddi felaket karşısında “O yörede evler kerpiçten, ölenler onun için öldü” dese de, medyanın eşiklerini tutanlar Başbakan’a hak verse de, gerçek değişmiyor işte…
Deprem oluyor, deprem yoksulu vuruyor; devlete de, yığınlar altından cenazeleri çıkarıp yan yana sırtüstü dizmek işi ile evi barkı yıkılmışlara sıcak çorba, bir de battaniye vermek işi kalıyor.
* * *
‘Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız’ diye övünmelerin yer aldığı marşları söylemek, 39’da Erzincan’ı yerle bir olmaktan kurtaramamıştı…
‘Türkiye kabuğunu kırdı, AKP iktidarı ile çok değiştik, yaşasın padişahımız Recep Tayyip’ böbürlenmeleri de, pek de şiddetli olmayan bir depremin, onlarca yoksulu öldürmesini engelleyemedi.
* * *
Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin Temsilcisi Erkan Demir, Türkiye’nin deprem sicilinin her depremden sonra biraz daha kabardığını anlatıyor ve devletin ‘yaraları sarmak’ dışında bir iş yapmadığından yakınıyordu dünkü gazetelere göre.
Yani Türkiye, neredeyse her iktidar döneminde bir deprem yaşamıştı ama hiçbir iktidar, depreme dayanaklı konutlar inşa etmeyi akıl etmemişti.
Ya da işlerine öyle gelmişti…
* * *
‘O yörede evler kerpiçten, ölenler onun için öldü’ diyen Başbakan’ın da gündemine gelmedi depreme dayanıklı konutlar yapmak.
Zatı âlileri, kendilerinden önceki tüm başbakanlar gibi, kendilerine doğrudan bağlı olan Toplu Konut İdaresi’ni, oy potansiyeli olan şehirlerde ev yapmak için kullandılar.
İktidarda oldukları 8 yıl boyunca ne Türkiye’nin deprem haritasını incelediler, ne deprem kuşağındaki şehirlerin yapı durumlarını merak ettiler, ne de deprem riski taşıyan yerlerde sağlam konut yapmak için çalıştılar…
Köylü dediğin zaten pancar taban fiyatına, buğday taban fiyatına göre oy verirdi, köylüleri kerpiç evlerden kurtarmaya, TOKİ’nin kaynaklarını oy deposu İstanbul dururken beş on haneli köylerde kullanmaya ne gerek vardı, değil mi?
* * *
Türkiye’de siyasetin düzeyi bu işte; hem bir işi yapmayı akıl etmezsiniz ya da işinize öyle geldiği için eski düzen yürüsün istersiniz, hem de felaketlerin faturasını, o değiştirmediğiniz sisteme kesersiniz.
Araba devrildikten sonra yol göstermek kabalığından daha vahimdir bu. Şoför koltuğunda oturduğunuz arabayı devirdikten sonra ayağa kalkıp yolcuları azarlamak gibidir…
* * *
İşin daha üzücü yanı, Türk siyasetindeki bu vurdumduymazlığın sadece Ankara’ya, sadece sağcılara özgü olmayıp yerel siyasete de, solculara da yansımış olması.
Başbakan’ın “Evler kerpiçti onun için çok kişi öldü” demesiyle bizim Mersin’in belediye başkanının “Otobüsten ve halk ekmekten kâr elde edemiyoruz” demesi aynı tonda aslında.
Biri, devletin olanaklarını deprem bölgesindeki vatandaşlar için depremden önce kullanmamış olmasının suçunu kerpiç duvarlara atıyor…
Diğeri, belediyeler sanki kâr için çalışan kurumlarmış, sanki belediyeler yaptıkları kaldırımdan, döktükleri asfalttan kâr elde ediyorlarmış da sadece ekmek üretiminden ve toplu taşımadan zarar ediyorlarmış gibi işi yokuşa sürüyor.
* * *
Bizler de ninni dinler gibi sessiz sedasız dinliyoruz siyasetçilerin vurdumduymaz laflarını. Ne itiraz ediyoruz, ne kızıyoruz; başımızı sallıyoruz öyle…
Soru sormak, sorgulamak, lafın altında laf aramak hak getire!
Başbakan, ‘Kerpiç öldürdü kerpiç’ diyor, eyvallah diyoruz; ama sormuyoruz 8 yılda TOKİ’nin kaç konut, kaç cami yaptığını ve hangi oy bölgelerine, ne kadar para harcandığını…
Belediye başkanı, ‘Otobüsten, halk ekmekten kâr edemiyorum, satacağım bunları’ diyor, ona da eyvallah diyoruz; ama sormuyoruz 11 yılda hangi yatırımlara kaç lira harcandığını, milyonlara mal olan spor tesislerinden ve sadece CHP kongrelerinde kullanılan kongre merkezinden kaç lira kâr edildiğini…
* * *
Bütün mesele, ister Ankara’da olsun, ister Mersin’de olsun, siyasetin, halkın parasını nasıl kullandığı meselesi aslında.
Devlet, halkın parasını deprem kuşağındaki şehirlerde evleri sağlamlaştırmak için mi kullandı yoksa oy bölgelerinde toplu konut yapmak için mi kullandı?
Belediye, halkın parasını taşımacılık, ucuz gıda için mi kullandı yoksa gösterişli ve yüksek ihale bedelli yapılar için mi kullandı?
Bunları soramazsak, sormazsak, siyasetçilerin her dediğine inanırsak, ufak tefek çıkarımız var diye Başbakanları ‘padişahım çok yaşa’ diye, belediye başkanlarını ‘Büyük Başkan’ diye selamlarsak; her orta büyüklükte depremde can vermeye devam ederiz. Devlet de yığınlar altından ölüleri çıkarıp yan yana sırtüstü yatırmanın dışında bir şey yapmaz.
* * *
Halk ekmek fabrikasından, belediye otobüsünden kâr elde edemiyorum diye özelleştirme hazırlıkları yapan ama zararına çalışan kongre merkezi ile spor tesislerini özelleştirmeyi aklından geçirmeyen belediyeyi denetlememeye devam edersek ne olur?
Belediye, ilk sel felaketinde, motopompla su çekmekten başka işe yaramayan bir kurum olur!
İnanmıyorsan, Ankara’ya bak, gör halini!

mersin imece

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam