Demokrat Doğramacı!*

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image ETHEM DİNÇER YAZIYOR...

 Sanırım 1986 yılıydı.
 YÖK  (ya da üniversiteler arası kurul) üyeleri benim de öğrencisi olduğum Uludağ Üniversitesi'nde toplanmak için Bursa'ya gelmişlerdi.
Yanılmıyorsam o zaman sadece devlet üniversiteleri vardı ve üniversite rektörleri YÖK'ün direk yöneticisi konumundaydılar.
O dönem sınav sistemiyle sık sık oynandığı için okuldan atılmalar gündeme geliyor, daha sonra YÖK'ün verdiği 'aflarla' okula geri dönülüyordu.
YÖK, öğrencilere önce eşeğini kaybettirip üzüyor, sonra da buldurup sevindiriyordu.
Bu arada okuldan atılan arkadaşlar arasında intihar edenler, okulu bırakıp dönmeyenler de oluyordu.
Bir dersi iki yıl üst üste geçememek atılmak demekti ve sonucunu kestirmek güçtü.
İşte Doğramacı'nın da geldiği YÖK toplantısı bu koşullarda başladı Bursa'da. Toplantı öncesi yanılmıyorsam Tıp Fakültesi'nde bir derse girmişti Doğramacı ve öğrenciler Doğramacı'yı alkışlamıştı. Af çıkacağı beklentisiyle girilen bir toplantıydı. Ve sanırım arkadaşlarımız bunun 'gazını' vermişti Doğramacı'ya!
YÖK'ün Bursa'da toplantı yapacağı duyulur duyulmaz Öğrenci Derneği yöneticileri olarak biz de harekete geçmiştik. 'YÖK'çüleri nasıl karşılayalım, neler yapalım tartışmaları, 'toplantıya dilekçeyle verelim' fikriyle son buldu. O güne kadar Türkiye genelinde örgütlenmiş Öğrenci Dernekleri'nin ortak imzasını taşıyan bir dilekçe hazırlandı. Sanırım 14-15 dernek ortak imzalamıştı dilekçeyi.
İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa'da örgütlü derneklerin imzasını taşıyan ortak dilekçede neler yoktu ki!
Okuldan atmalara son verilmesi isteniyordu. Sınav sisteminde yapılacak köklü değişikliklerle atılmak da zırt pırt çıkarılan aflar da gereksiz hale gelecekti.
Demokratik ve özerk üniversiteler isteniyordu! Öğretim üyeleri, öğrenciler, üniversite çalışanları yönetime katılmalıydı!
Ve o zamana kadar 'siyasetçiler tarafından bile' dillendirilemeyen bir istek vardı dilekçede: '1402'lik hocalar okula dönmeliydi!'
1402 Sayılı sıkıyönetim kanunu gereği pek çok üniversitede işine son verilen öğretim üyelerinin işe iadesi isteği belki de 12 Eylül'den sonra ilk kez 'açıkça' dillendiriliyordu!
Dilekçeler kentlerde imzalanıp Bursa'ya geldi.
Toplantının yapılacağı Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü'ne kadar yürüdük, İİBF'den (İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) çıkıp.
Dilekçeyi mutlaka vermekti hedefimiz. Dilekçemiz alınmazsa 'oturma eylemi' yapacaktık Rektörlük önünde.
Rektörlük önünde gözaltına alınma olursa oraya gelmeyen başka bir grup arkadaş 'açlık grevine' başlayacaktı.
Dilekçeyi almayacaklarını düşünüyorduk. Bizi de uzun süre o kapıda tutmayacaklarını hesap ediyorduk.
Ama daha kapıya ulaştığımızda şaşırtıcı şeyler olmaya başladı. Rektörlük kapısında bekleyen görevliye 'toplantıya dilekçe vermek istediğimizi' söyledik.
Görevli kapıyı kapatıp 'haber vermeye' gitti.
Bir kaç dakika geçmeden kapıda bizim rektör (Nihat Balkır) belirdi. Kendileri Kenan Evren'in özel doktoruydu aynı zamanda. Öğrenci Derneği olarak bir kaç kez görüşmek için randevu istemiştik. Vermemişti. Şimdi ise karşımızdaydı.
Rektöre 'dilekçe vermek istediğimizi' söyledik. 'Hangi üniversiteden geldiğimizi' sordu. 'Sizin öğrenciniziz hocam' dedik! Anlaşılan böyle bir 'abesliği' kendi öğrencilerinden beklemiyordu!
Rektör, 'iki kişi gelsin, dilekçeyi versin' dedi. Arkadaşların onayıyla iki arkadaş girdik içeriye. (Diğer arkadaşım sevgili Temel'e sevgiler gönderiyorum burdan) Kocaman bir salon, U şeklinde dizayn edilmiş koltuklar. Rektörler sıralanmış koltuklarda. Meşhur Doğramacı bir anda karşımıza dikiliverdi! 'Hoşgeldiniz çocuklar' dedi. Elimizi sıktı. 'Bizler demokrat insanlarız' dedi. 'Elbette sizi de dinleyeceğiz' dedi!
'Pardesülerinizi çıkarın, dışarısı soğuk, çıkınca üşütürsünüz' dedi!
Biz yanımdaki arkadaşla şaşırmış bir halde birbirimize bakıyoruz bu arada.
Dilekçeyi almayacaklarını düşündüğümüz adamlar 'dışarda üşümeyelim' diye bizi düşünüyorlar!
Çıkardık üstümüzdekileri, bununla da yetinmedi Doğramacı! 'Arkadaşlara koltuk getirin' dedi. 'Otursunlar, dilekçelerini okusunlar!'
Kendi oturduğu bölümün tam karşısına iki tane koltuk getirdiler. Oturduk.
Dilekçeyi okumaya başlamadan önce son kez salona göz attığımda rektörlerden başka bir kaç sivil güvenlik görevlisi çarptı gözüme. Ve tabi gazeteciler! Flaşlar patlıyor bir yandan. Basının yoğun bir ilgisi var toplantıya zaten. Bir de 'öğrenciler gelmiş!'
Belli ki 'ateş harlanacak!'
Salonda sessizlik olunca dilekçeyi okumaya başladım. Doğramacı tam karşımda oturuyor.
Her paragrafı bitirdiğimde Doğramacıya bakıyorum bir yandan.
Başlangıçtaki 'demokrat' adamın yerini, önce 'ben niye bunlara bu fırsatımı verdim' diyen bir yüz alıyor. Dilekçe 'sertleştikçe' kızgınlığı bize yöneliyor. '1402'lik hocalar görevlerine dönmelidir' satırlarını okuduğumda tam bir öfke patlaması görüyorum Doğramacı'nın yüzünde.
Dilekçeyi bitirdiğim an öfkesini seslendirmeye başlıyor Doğramacı: 'Size ne 1402'liklerden' diyor, '12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz' diyor, 'Size kim bu dilekçeyi yazdırdıysa gidin yüzüne çarpın' diyor. Diyor da diyor… Konuşurken ağzından köpükler saçıyor etrafa.
'Hocam,' diyoruz, 'Bize bu dilekçeyi kimse yazdırmadı. Kim yazdıysa altında imzası var. Ama haklısınız, öyle kişiliksiz öğrenciler yetiştirmeye çalışıyorsunuz ki, bir dilekçeyi bile yazamayacağımızı düşünüyorsunuz!'
Bu sözler daha da öfkelendiriyor Doğramacı'yı. 'Demokratlık' orada bitiyor. 'Hadi çıkın' diyor. Çıkıyoruz.
Ama peşimizde bir basın ordusu. Başka bir odada basına açıklamalar yapıyoruz.
Sonra dışarıda bekleyen arkadaşlarımızın yanına gidiyoruz.
Gururluyuz!
Anlatıyoruz içerde yaşananları.
Ertesi gün neredeyse bütün ulusal basında birinci haber oluyor tartışmamız.
Fotoğraflarımızla birlikte gazetelerdeyiz.

***

Aradan biraz zaman geçince Derneğimize bir tebligat geliyor. Haberimiz bile olmadan 'kapatılmışız!'
Sonra yukarıdaki olayları yazdığım 'Öğrenci Postası' dergisindeki yazım için bir soruşturma geçirip ceza alıyorum…
Sonra okuldaki başka eylemlerden de cezalar peş peşe geliyor!
Okulu ancak mahkeme kararıyla bitirebiliyorum!

***
Doğramacı ölmüş! Aklıma okul tuvaletlerinde yazan 'Pekin Ördeklerini koruyalım kollayalım' yazısı geliyor nedense!
Çin ziyaretinde 'Pekin ördeklerini incelerken' düşüp bir yerini kırmıştı Doğramacı! O günden sonra okulda
'Pekin Ördeği' sevgisi başlamıştı.

***

Biliyorum, ölenlerin ardından kötü konuşulmaz. Ama 12 Eylül'le birlikte başlayan YÖK cenderesinin bir numaralı sorumlusu hakkında iyi konuşmak da içimden gelmiyor.
Üniversiteleri emir komuta zinciriyle yönetmeye çalışan, akademik özekliği ayaklar altına alan, cuntacı paşaları fahri doktor ilan eden, ilerici öğrencileri soruşturma halkalarıyla boğmaya çalışan bir adamı nasıl iyi analım?
'Bugün Türkiye'de neden doğru düzgün bir üniversite yok?' diye soracaksak, bir numaralı sorumlusu ölmüştür.
Keşke bu sorulara sağlığında cevap verebilseydi.

***

Üniversite inşaatlarını kendi şirketine yaptırırmış, doktora tezini 'araklamış', 'Kerkük'te zengin petrol yatakları varmış'... Bunlar çok konuşuldu. Ama Doğramacı'nın Türkiye'ye bıraktığı 'eser' 'antiüniversitedir!' Nokta dergisinin yaptığı o unutulmaz kapak Doğramacı’nın üniversitelerin ‘içine ettiğinin’ kanıtıdır!

***

*Küçük bir not: 'Demokrat Doğramacı' başlığıyla Öğrenci Postası Dergisi'nde yazdığım yazı yayınlanmış ilk yazımdır.
  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam