Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
SELÇUK POLAT YAZIYOR...
Mersinyaşam’ın sevgili editörü Ethem’in uyarısıyla Mahir ve işkence üzerine bir tartışma yapıldığından henüz haberim oldu. Başka bir tartışma var mı bilmiyorum, ama var olanlar benim ismim ve yazdıklarım üzerinden yürütüldüğü için “zorunlu açıklama” yapma gereği duyduğumu söyleyebilirim.
Öncelikle belirtmeliyim ki tartışmaların konusu 1- Mahir Çayan ve İşkence,
2- Şiddet ve Devrimcilik, 3- Selçuk Polat ve Anılar başlıkları altında toplanıyor.
Tartışmaya açılan konunun zamanlaması ve gerekliliği bir yana temel yanlış: üç konuda da ‘bilgi sahibi olmadan fikir yürütmek’ tartışma yapanların ortak noktası. Hoş bu, ülkemiz sosyalistlerinin temel bir tarzı ve inandırıcı olamamamızın, başarısızlıklarımızın da giriş kapısı.
Şunu anlarım: Birisi anısını yazar veya bir görüşünü ortaya kor ve biz burdan hareketle teorik ve ilkesel sorunlara ilişkin bir tartışma başlatırız. Hatta anılardaki davranışlara ve düşüncelere de karşı çıkıp onların yanlışlığını sergileyebiliriz. Örneğin tartışanlardan Muhittin Çoban’ın yer yer böyle bir çabası var. Ama önce yazılanları bilmek ve bi zahmet onları okumak şartıyla. Fakat yapılan bu değil; aksine Lenin’in "Ne Yapmalı" kitabında bahsettiği gibi ‘bir durumu düzelteyim derken eskisinden de daha kötü hale getirme’ girişimi yani karikatürleştirme hali. Bunun nedeni de açık; konuyu ve yaşanmışlıkları bilmeden üzerinde konuşmak ve yine konuşmak.
Bence tartışanların yapması gereken konunun kaynağına giderek gerçeği sadece gerçeği öğrenmektir. Yoksa aşağıda ki sözler sadece yazanları değil devrimci davaya baş koymuş, bu uğurda bedel ödemiş ve ölmüş devrimcileri de incitecektir:
-Mahir Çayan bir işkenceye tanıklık ediyor ve sessiz kalıyor, yani böyle aktarıyor.Bu aktarılan anı ne kadar doğru, hangi niyetle aktarıldı bilemem.
-'Selçuk Polat anlatacak başka anı bulamamış mı? Anının doğruluğu bile bilinmiyor' deniyor..
- Selcuk Polat'ın o hem sorguluyorduk hem iskence ediyorduk ağzı bence biraz mücadele anlayışından uzaklaşmış ve argo bir tarzda iskence ediyorduk derken böbürlenerek, öğünerek o dönemi maceracı bir lümpen anlayışla yorumlamış.
Yukardaki yazılanlar dikkat ettiyseniz sözün ötesine geçmiş tanımlar. Örneğin ‘hangi niyetle aktarıldı bilemem’ diyerek sadece ahkam kesmiş olduğunuzun bile farkında değilsiniz. Yine bir diğeri ‘ yazılacak anı mı bulamamış’ diyerek adama ‘gel sen yaz anılarımı’ dedirtiyor. Ayrıca ‘anının doğruluğu bile bilinmiyor’ diyerek hem dedikodulara ne kadar yatkın olduğunu hem de dedikodular üzerinden yargılar oluşturma yöntemini benimsediğini gösteriyor.
Hele sonuncusu tam felaket. Benim hem mücadeleden uzaklaştığımı tespit ederek hem de ‘argo bir tarzda.. böbürlendiğimi, öğündüğümü’ söyleyip müthiş bir final yapıyor: ‘O dönemi bir lümpen anlayışla yorumlamış.’ Sanırım anıların bir yorum değil bir yaşanmışlık olduğunu birilerinin bu kişiye hatırlatması gerekiyor.
Tabi ki tüm yazılanlara burada cevap verme niyetim yok. Sadece en tipik olanlarını seçerek durumun vahametini göstermeye çalıştım.
Bu konuyu tartışan arkadaşlara ve bunu izleyenlere söyleyeceğim şudur: MAHŞERİN BEYAZ ATLISI ve 78: SOKAK ÖZGÜR FAKAT KANLIYDI kitablarımı okuyarak daha sağlıklı bilgiye ulaşabilirsiniz. Veya dönemi yaşamış olanlara sorular sorup cevaplar alabilirsiniz. Dahası; www.mersinyasam.com , www.ozgurmedya.org sitelerine girerek tartıştığınız konularla ilgili yazdığım ve yaptıklarımı öğrenip daha sağlıklı tartışma zemini yaratabilirsiniz.
Bence en iyisi bu tartışmalar yerine sosyalizmi kitleselleştirmek için hangi pratik adımları atmamız gerekiyor onu konuşalım ve yapalım. Ne dersiniz?
Tabi ki birbirimizin devrimciliğini ölçen eksantrik aletlere itibar etmeden.
SONSÖZ
Söz konusu olay üzerine:
Konu 1970 Mart ayında geçmektedir. Bu tarihte İstanbul takımı Deniz’in önderliğinde DÖB (Devrimci Öğrenciler Birliği) ile mücadeleyi yükseltirken Ankara da mücadele Yusuf Küpeli’nin önderliğnde FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) aracılığıyla sürdürülmektedir. Mahir Çayan henüz militan bir mücadelenin içinde değil. Ama yazdıkları ile ve onu, ogünkü tabirimizle teorisyen olarak tanıyoruz. Bırak THKP-C yi henüz ortada DEV-GENÇ bile yok.
Kaldı ki kişileri putlaştırmak ile devrimci mücadeleyi yukarıda tutmak arasındaki kalın çizgiyi bilmemiz gerekir. Mahir’in, ileriki aylar göstermiştir ki devrimci kişiliği ve gözünü kırpmadan eylemlerin içinde olmasıyla önderliği bizim için de geçerli hale gelmiştir. Pekala biz kimiz? Biz o dönemin militanları yani her eylemin ve çatışmanın içinde en ufak kaytarma göstermeden yer alanlar. Örneğin ben kendimi Mahir hakkında konuşabilecek birkaç kişiden biri olarak görürüm. Çünkü tarihin belli bir anında hem de hikayemizin mayalandığı ve startın verildiği o ilk anda Mahir, Ulaş ve Cevahir’le özellikle de Hüdai ile birlikte olmuş birisiyim. İşte bu tarihi an bugün bile devam eden hikayemizin başlangıç anıdır. Sizler hikayeye nasıl inanmak istiyorsanız öyle inanmakta özgürsünüz. Ama bu tarihi başlatanlara sırf ölmedikleri için çamur atarak değil. Eğer Ö.S. ye (Öncü Savaşı’na) ve PASS’a (Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’ne) inanıyorsanız sanırım bu tür tartışmalar yerine teorinin gereğini yapıyor olmalısınız. Yok inanmıyorsanız geçmişi teorik-ideolojik olarak eleştiren fakat devrimci olarak yücelten ve hala bu yönde mücadelenin başını çekenlere saygısızlık yapmamalısınız. Kaldı ki yanlış olduğunu düşündüğüm o günkü mücadele anlayışını bugün hala sürdürenler o döneme, hainler dışında bir bütün olarak sahip çıkarak şimdiye kadar herkese örnek olmuşlardır. Bence onları takip etmelisiniz. Daha da önemlisi sahip çıktığınız tarihinizi öğrenmelisiniz.
Hepinize devrimci selamlar.
Selçuk Şahin Polat
10.02.10





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


