O Resimlerdeki Gibi Değiliz Hiç Birimiz

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 2 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

GÜLER ATAŞ YAZIYOR ...

Yıllar ne çabuk geçiyor diyor bazıları. Yıllar zor geçiyor diyen çok az. Belki kolay unutulur şeyler yaşıyorlar. Belki unutmak daha kolaylaştırıyor yaşamı. Yıllar bizim için zor geçti, içeride ve kapı önünde. Hâlâ unutamama sendromu yaşıyoruz o yüzden.

Bizim için hayat durdu yıllarca. Yıllar mahkeme salonlarında, voltalarda, cezaevi kapılarında zor geçti. Önü ve arkası aynı kapılara dayadık kulaklarımızı. Yasaklı görüş günlerinde kapının arkasında esir sevdiklerimize bir işaret yolladık "kapı önündeyiz" anla işaretiydi. O çocuklar büyüdü cezaevlerinde. O çocukların çocukları delikanlı oldu görüş kabinlerinde. Anneler, saçlarını ağarttı bir açık görüşte çocuğunu kucaklayabilme aşkına. Sevgililer, eşler bir sonraki görüşe kadar bir çizgi daha attı göz kenarlarına, hem içeride, hem kapı önünde.

Karındaşların kanı dondu  "biz dışarıda bu işkencedeyiz, ya onlar içeride nasıl" diye. Ama hayat zar zor aktı bir şekilde. Gidemediğimiz günlerde ne çok bekledik onlar gelebilsin bize diye. Bildik ama, onlar çok ister de gelemez. Bazen bir türküyü adadık sanal saatleri birlikte yaşamak için. Hep aynı günlerde baktık gökyüzüne, yüzümüze değsin göz izi diye. "Bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır. Bugün posta günü canım sıkılır". Bizim mektuplarımız ya ulaşır ya ulaşmazdı. İnsafa kalmış bekleyiş yaşardık her posta gününde, ama içeride ama dışarıda.

Yıllar ne kötü geçti, ne kadar çabuk büyüdü çocukluğumuz. Çocuklarımızı annesiz babasız, amcasız, dayısız büyütürken, onların efsanelerini masallaştırıp anlattık. Sonra birileri ölü çıktı infaz evlerinden, birileri sakat, çoğu ölüme aday geldi yanımıza. Yine de sevindik biraz daha göreceğiz birbirimizi diye. Şimdi daha çok sarılmalıyız o dev yürekli çocuklara.

Hayat bazılarını erken aldı bizden, bir yanımız eksikse eğer az olduğumuzdan değil.

Süleyman geldi geçen gün. Yanında Bektaş ve Dersim'den eski bir arkadaşla. 1984'ten, Elazığ 3 noludan yeni çıkmış gibi, hani büyük bir hasreti kucaklar gibiydik.

Süleyman elimi tuttu Bektaş'a döndü "bu kim biliyor musun dedi" "Cemal Ataş' ın bacısı'' Bektaş yüzüme bakamadı. Ama ben, gözlerimi ayıramadım onun gözlerinden. Cemal' i seyrettim orada Cemal, hem de yirmili yaşlarında kalmıştı hiç büyümemiş gibiydi gençliğimiz Bektaş'ın gözlerinde.

"Görsem tanımam Cemal'i" dedi. Duymamış. Kim bilir kaçımızın akıbetini duymadık bugüne dek. "Son halini göstereyim mi?" dedim. Cüzdanımdan bir resim çıkardım. Cemal'in son yolculuğunda yakamıza astığımız resimdi.

Süleyman "Cemal'i kaybettik üç yıl önce" dedi. Resim Bektaşla ikimizin eli arasında kaldı. Ve ben bir kez daha hatırladım o üç yıl ne zor geçmişti benim için. Anmadığım tek bir gün geçmedi ki.

Bektaş, "hatırımdaki gibi kalsın, o hala yirmilerinde  benim için, bakmam o resme" dedi.

Ve hatırındaki kalan fotoğrafı çıkardım çantamdan. Elazığ cezaevi havalandırması, yıl 1984. Resimde altı kişi var. Hepsi aynı yaşlarda. Şimdi de aynı yaştalar ama Cemal hep kırk dört yaşında kaldı. Eremedi yaşdaşlarının bugünkü yaşına.

 Süleyman telefonunu çıkarıp birini aradı. "Bilemezsin kiminleyiz" dedi. Kimi aradığını tahmin etmeye çalıştım sadece. Celalettin Can'ı arıyor diye düşündüm. Elime telefonu tutuşturduğunda diğer uçtakinin Lütfü Topal olduğunu anladım. Elimdeki resmi anlattım. Saç sakal eylemi belki de yeni bitmişti. "Resimde hepiniz kısa saçlı ve tıraşlısınız" dedim. Sözümü kesti ve hiç unutamayacağım, belki de sayfalarca şiir yazdıracak bir söz söyledi. "O resimde ki gibi değilim artık, beni iğneler şişirdi".

Hangimiz eski resimlerdeki gibiyiz ki, diyebildim sadece. Lütfü Topal, 1996 ölüm orucu sonrası "wernice korsakoff" hastası olarak direnişe devam etti. O direnç ve inanç var ya, işte Lütfü'yü bize tekrar kazandırdı. Şimdi iyi. Bütün dostlarımız gibi onu çok seviyoruz. En azından sesini duyabiliyoruz ara sıra bile olsa.

Lütfü; sen bizim tarihimizin yüz akı olan insanlardan birisin. Cemal'in dünyadan alacağı kaldı, dünyanın da Cemal'e vereceği. Alacağı ve yaşayamadığı yıllar senin olsun. İyi ki o resimde sadece bir kişi eksik hâlâ. "Bader Meinhof Cemal" gitti siz bizimle daha uzun yaşayın olur mu?

Ne kadar sağlıklı yaşarsınız bilmiyorum. Bildiğim, 12 Martı ve 12 Eylülü yaşamış bizler, ama cezaevinde ama kapı önünde kalanlar, unutamama sendromu yaşıyoruz hâlâ. Dünyada DARBELER,DARBECİLER ve İŞKENCECİLER yargılanmadığı sürece de, bu hastalığı bilerek ve onurla taşıyacağız.

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam