VEYSEL GÜNEY DOSYASI-30- Cezaevi ezaevi

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

Veysel Güney'in 'nöbetçi' askeri mahkeme tarafından 'tutuklanmasından' sonra cezaevinde neler yaşadığını görebilmek için başka bir kaynağa başvuruyoruz:

 

 “Ölüm cezası verildikten sonra, gözetim yerinden alınarak 5. Zırhlı Tugaydaki Askeri Cezaevine götürüldü. Cezaevine götürüldüğü gün orada karşılaştığı işkence, sorgu süresince yaşadıkları kadar ağırdı. Öldürülen üsteğmen Şahin Akkaya yakın döneme kadar bu cezaevinin müdürlüğünü yapmıştı. Sonrada operasyon timlerinin başına verilmişti. Cezaevi müdürü olarak görev yapmakta olan yüzbaşı ise, Üsteğmenin yakın arkadaşıydı. Bu özel ilişkinin de etkisiyle Veysel o gün çok ağır bir biçimde dövüldü. İntikam duygularını gidermek için Zırhlı Tugay’dan başka subaylar bile geldi…

Cezaevinde hemen tümünü devrimci tutsakların oluşturduğu, altı yüz insan kalıyordu. Koğuşlar U biçiminde olan bir koridora açılıyorlardı. Bu koridorun dip köşesinde hücreler vardı. Altı tane demir kapı dar, ince, karanlık koridora dizilmişti. Veysel akşama doğru bitkin bir halde buradaki 3 nolu hücreye bırakıldı. Üzerinde gözetim yerindeyken oradaki tutsakların verdiği elbiseler ve ayakkabılar vardı.

         

O gece ayakkabısının birini başının altına yastık yaparak uyumaya çalıştı. Hava soğuktu ve hücrede içeriyi ısıtacak bir şey yoktu. Cezaevi müdürü askerlere kendisini hücreye götürmelerini söylerken dönerek ona, “Burada insani olan hiçbir tavır bekleme. Sana yatak, ranza, banyo, diğer tutuklularla konuşmak, görüşmek, ziyaret her şey yasaklanmıştır” demişti.

         

Ertesi gün, geceleyin; hücresinin kapısı açıldığında uzandığı yerden doğruldu. Cezaevi müdürü başında durmuş kendisine bakıyordu. Gözleri kin ve intikam doluydu. Hiçbir şey demeden tekmelerle vurmaya başladı. Diğer koğuştakiler uyumak üzereydi. Cezaevi sessizdi. Ve Veysel o sessizliği bozdu:

         

“Kahrolsun faşizm!”, “işkenceler bizi yıldıramaz!” ,” savaş sloganlarımız dilden dile, silahlarımız elden ele dolaşacaksa, ölüm hoş geldi sefa geldi…”

         

Koğuşlar Veysel’in gür sesiyle daha bir sessizliğe gömüldüler. Sloganlar, hücrenin dar koridorunu geçerek cezaevinin diğer bölümlerine kadar uzandı. Yüzbaşı Erkan sloganlar karşısında daha da acizleşti ve bütün hırsıyla vurmayı sürdürdü.

         

Veysel’in hücre yaşamı, günlerce böyle devam etti. Yüzbaşı Erkan geceleri gelip ona işkence yapmayı bir alışkanlık haline getirmişti. Altı yüz kişilik bir tutsak kitlesi içinde Veysel bir başınaydı. Diğer tutsakların içinde bulundukları kötü ruh hali, Veysel’in yalnızlığını daha da büyütüyordu. Yaraları yeni kabuk bağlamıştı ama her gece bazıları yeniden tazeleniyordu.

Salih Bürüç o günlerde Malatya’dan Antep Özel Tip Cezaevine yeni getirilmişti:

 

“Cezaevinde kötü bir ortam vardı; tutsaklar açısından kötü bir teslimiyet. Bir süre Veysel’e ulaşamadık. Geceleri işkence karşısında slogan atan Veysel, gündüzleri türküler söylüyordu. Bununla bizlere güç cesaret ve moral vermek istediğini çıkarıyorduk. İlerideki günlerde nöbetçi gardiyanları kafakola aldık. Veysel’in hücresinin kapısının açılması kesinlikle yasaklandı. Biz kafakola aldığımız gardiyanlar aracılığıyla Veysel’e battaniye vermeye başladık. Gece verdiğimiz bir-iki battaniyeyi sabah erkenden geri alıyorduk. Battaniyeler içeride kalamazdı. Çünkü hücrede hiç bir şeyin bulunmaması gerekiyordu.

         

“Yasak olan yalnız yatak değildi Veysel’e; kantin, çay, görüş gibi şeylerde yasaktı. Erlerle kurduğumuz ilişkiler sonucunda Veysel’e reçel, yağ, süt ve çay gibi şeyler vermeye başladık. Çay, süt ve diğer şeyleri naylon poşetlere koyup hücrelerin önündeki koridorun demir parmaklıklı kapısının arasından onun hücresine doğru atıyorduk. O zaman hücrelerde banyolarda su akmıyordu, yani banyo olarak kullanılmıyorlardı, musluklara önceden takılmış ucu süzgeçli alüminyum fıskiyeler vardı. Veysel bu fıskiyeyi yerinden söküyor ve kapının altından uzatarak bizim attığımız poşetleri içeri çekiyordu.

         

“Aslında Veysel’in bu yaşamından ve söylediği türkü ve devrimci marşlardan görevli askerler de etkileniyorlardı. Hücresinin tek havalandırma yeri kapıdaki mazgaldı. Yüzbaşı yasaklanmış olduğu halde, bazen gidip mazgalı açıyorlardı. Sonraki günlerde kâğıt-lakem vermeye başladık. Veysel şiir ve mektuplar yazıyordu. Onları bize, arkadaşlarına gönderiyordu. Sonra kapıların altından konuşmalarımız başladı.

         

“Tabi bunları her zaman yapamıyorduk Battaniye, çay veremediğimiz günler oluyordu. 180 kişilik yerde 600 kişi kalıyoruz. Yatak yok. Koğuşlara sığmıyoruz, birçok insan yerlere battaniye serip yatıyordu.”

Mehmet Ali Karapekmez de o dönemde üç nolu koğuşta kalıyordu:

“Bizim de olanaklarımız sınırlıydı. Örneğin tv, gazete gibi şeyler içeri alınmıyordu. İyi hatırlıyorum; bir gün görüşçüleri Veysel’e elbise getirmişlerdi, onları dahi vermediler. Fakat cezaevindeki fazla elbiselerden kendisine elbise veriliyordu. Bunlardan, battaniyelerin verilmesine yardımcı olan gardiyanlar da korkuyorlardı. Bu koşullar içinde onun fiziki yıpranmışlığını gidermeye çalışıyorduk. Fakat Veysel moral değerleri yönünden çok güçlüydü. Yaşama bağlıydı. O yaşama bağlılığından dolayı bizim tahmin ettiğimizden çok kısa sürede kendisini toparladı. Buna o zaman cezaevinde kalan bütün insanlar şahittir.”

         

Cezaevi idaresi Veysel’i tecrit etmişti. Ama O, gündüzleri bazen gece yarılarına kadar okuduğu şiirler, söylediği türküler ve marşlarla bu tecriti aşıyor, kucaklar dolusu moralle koğuşlardaki tutsakların arasına karışıyordu. Nöbetçi askerler onun söylediği türküleri zaman zaman ıslıkla çalıyorlardı. Köhne bir hücrede ölüme mahkûm bu genç tutsağın, ölümü bu kadar hafife alması onları etkiliyordu, üzülüyorlardı bazıları onun için.

         

Önce başkalarının adına gönderiyordu mektuplarını, sonra kendi adına göndermeye başladı. Ama o dönemi yaşayanlardan Veysel’e mektup geldiğini anımsayanlar yok. Ümit Kurt; “Yazdığı mektupları bana veriyordu” diyor. “Ben de götürüp posta kutusuna atıyordum. Ama idareden geçiyor muydu, ailesinin eline ulaşıyor muydu bilmiyordum.” En iyi o mektuplar taşıyordu onun duygularını, yalnızlığını, beton zeminde kıvrılıp yattığı derin karanlık geceleri, dışarıdan getirdiği sevgilerini, dışarıda kalan sevgili ve sevdiklerini, kavgalarını, yüreğinde kopan fırtınaları en iyi o mektuplar ve o mektuplardaki şiirler taşıyorlardı. Onları kendisinden sonra yaşamda kalacak birer parça olarak görüyordu. Belki on yıllar sonra insanlar o mektupları, şiirleri okuyacaklardı. Onun için habire yazıyordu. Yazdıklarının bir kısmını hücrenin arka bölmesindeki zulalarda saklıyordu günlerce. Ta ki bir fırsatını bulup ta arkadaşlarına iletene kadar. Ama ışıksız, karanlık günlerde diz üzerinde büyük zorluklarla yazılan mektupların, şiirlerin sorumsuz ellerde yitip gideceğini düşünmeden…

 

Veysel Güney'in cezaevi yaşamından bir kesitin anlatıldığı bu bölümün tamamı  Hayri Argav’ın yazdığı ‘O şafağın atlıları’ adlı kitaptan alıntılanmıştır.

 

Argav, Veysel'in ölüm cezası aldıktan sonra cezaevine geldiğinden söz etmektedir. Argav'ın elinde dava dosyası olmadığı için sanırız böyle bir kanıya varmıştır. Veysel, gözaltına alınışının 15. gününde tutuklanarak askeri cezaevine gönderilmiştir. Henüz idam cezası almamıştır.

 

Veysel'i 'tutuklayan' 5'NCİ ZIRHLI TUGAY ASKERİ MAHKEMESİDİR. Bu mahkeme bir anlamda Gaziantep'teki 'nöbetçi' askeri mahkemedir. Veysel'i yargılayan ve idam kararını veren mahkeme ise ADANA-KAHRAMANMARAŞ-GAZİANTEP-ADIYAMAN-HATAY İLLERİ SIKIYÖNETİM KOMUTANLIĞI 2 NOLU ASKERİ MAHKEMESİ'dir. Tutuklanarak cezaevine gönderildiği tarih 12 Ocak 1981'dir. Yargılanmaya başlandığı tarih ise 6 Şubat 1981'dir.

 

İlerleyen bölümlerde yargılamanın nasıl sürdürüldüğünü anlatacağız. Argav'ın, cezaevinde Veysel'le birlikte yatan devrimcilerin tanıklığına yer verdiği bölümü cezaevi yaşamından bir kesit sunabilmek için yayınlamayı gerekli gördük.

 

Ethem Dinçer

 

Veysel Güney ile ilgili bilgi ve belgeye ulaşmak için: www.veyselguneyiariyoruz.net    

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam