Şalvarlıların zaferi!...

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ABİDİN YAĞMUR YAZIYOR...

 Enfes bir fotoğraftı...

 * * *

 120 yıl önce, gayrimüslimlerin de aralarında olduğu Mersin burjuvazisinin kurduğu Ticaret ve Sanayi Odası’nda…

Bugüne kadar hep zenginlerin, para babalarının, bürokratların, valilerin, bakanların, profesörlerin kullandığı o kürsüde…

Bu kez şalvarlı, yemenili, yanık yüzlü, çekik gözlü; bildiğimiz Türk köylüsü, Arslanköylü kadınlar vardı.

*       *       *

İçlerinden birine, ‘hep köylü kalan yazar’ Osman Şahin’e, Mersin burjuvazisinin verdiği ‘Edebiyat Ödülü’nü kutlamak için çıkmışlardı kürsüye.

Ve üstelik yanlarında ‘papyonlu’ yazar Doğan Hızlan, Avrupa toprakları çiğnemiş, ‘Eski Mersin’i köylüler bozdu’ diyen Özdemir İnce, yazdıklarını halk anlamasın allame anlasın diye uğraşan Celal Soycan da vardı.

Hızlan, İnce, Soycan ne kadar kentli, ne kadar burjuva ise…

O kadar köylüydü şalvarlı kadınlar!

*       *       *

Şalvarlı, yemenili köylü kadınların ve hep köylü kalan yazar Osman Şahin’in zaferini anlatan fotoğrafa baktım uzunca süre.

1950’li yıllarda, Tüccar Kulübü’nde rakı içen bir tüccara şöyle deseydi bir arkadaşı:

-Günün birinde Ticaret ve Sanayi Odası’nın kürsüsüne köylü bir yazarla onun köyünden şalvarlı kadınlar çıkacak!

Fransızca bilen, iyi otomobil sahibi, ithalat-ihracatta ihtisas yapmış Mersinli burjuva ne derdi acaba?

İnanır mıydı?

*       *       *

İster komprador, ister gayrimüslim, ister sonradan zengin, ister toprak ağası, ister Kuvva-i Milliye muzafferi…

‘Eski Mersin’ dedikleri o çağda yaşayan zenginlerin hiçbiri, inanmazlardı günün birinde köylülerin gelip şehirlilerden edebiyat ödülü alacağına.

Ve bunu şalvarlı, yemenili kadınlarıyla beraber yapacağına…

*       *       *

Çünkü o zamanların Mersin’i Doğu’da İstasyon, Batı’da Müftü Deresi, Kuzey’de Kuruçeşme ile sınırlıydı ve Kuruçeşme’nin yukarısındaki kırsal alanlar, köy yerleşimleriydi.

Kendilerini şehirli sayanlar pek de geçmezlerdi Kuruçeşme’nin yukarısına. Bazen bir Fransız muallim çıkıp da Kuruçeşme’nin yukarısını mesela şimdiki şehir mezarlığının olduğu bölgeyi gezerse de yadırgarlardı.

Nereden bileceklerdi ki o köy dedikleri yerlerin en fazla 40 yıl içinde şehrin içinde bir mahalle olacağını ve köylerden birinden, kocaman bir edebiyatçı çıkacağını…

*       *       *

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın Kent Edebiyat Ödülü’nü Osman Şahin’e vermesini alkışlayanların büyük kısmı, Şahin’in, Mersin’in Arslanköy kasabasından olmasından dolayı memnun. Hani, ‘Ödül memleket çocuğuna gitti’ gibi dar bir anlayış içindeler.

Ve muhtemelen bu kişiler, Şahin’in o ödülü, Ticaret ve Sanayi Odası’nda, eski Mersinliliği, Mersin kentliliğini en çok övenlerin elinden almasındaki ironiye de akıl sır erdiremiyorlar.

O anlamayanlara şunu sormak lazım belki:

Osman Şahin’i yetiştiren kimdir?

Zenginliğiyle övünen, Bodosaki konağı, Şaşati konağı gibi görkemli konaklar yaparken şehre bir lise bile yaptıramayan, lise için bir valinin gelmesini, o valinin de ahaliyi zorlamasını bekleyen eski Mersin burjuvazisi mi?

Yoksa köy çocuklarının elinden tutup liseye götüren, üniversiteye götüren Cumhuriyet mi?

*       *       *

Cumhuriyet olmasaydı, o çocuk övülen, özlenen eski Mersin burjuvazisi, kaç köy çocuğunu okuturdu?

Bırakın köy çocuğu okutmayı, kaç köy çocuğunun, Kuruçeşme’nin güneyine gelmesine olanak verirdi.

Şalvarlıların zaferi demem ondan…

imece

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam