'Kürt açılımı' MHP ve CHP'yi neden aynı paydada buluşturdu?

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 0 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ALİ ASKER GÜNEL YAZIYOR...

 Osmanlı, 19. yüzyılda kendisine karşı verilen ulusal savaşlarla tanıştı. 1829’da Yunanistan; 1878’de Sırbistan, Romanya, Karadağ; 1908’de Bulgaristan; 1912’de Arnavutluk Osmanlı’dan koptular. Dikkat edilirse Osmanlı’ya bağlı Avrupa kıtası ve gayrimüslim nüfus çoğunluğu olan uluslar, gelişmişliklerinden dolayı ulus bilincine İslam’la yönetilen uluslardan önce girmişlerdir.

 Osmanlı’da ulusçu akım gelişmekte; ama  güç kazanması,  bir akım haline gelmesi, I. ve II. Tanzimat’tan sonra olmuştur. Osmanlı’ya karşı verilen ulusal savaşlar çözülmeyi hızlandırmış; birinci savaş, işgal imparatorluğu artık aciz  duruma sokmuştu.

Bu şartlarda burjuva aydınlanması denebilecek ittihatçı akım imparatorluğa son verdi ve malum cumhuriyeti kurdu.

Cumhuriyet kurucuları, rejimi değiştirdiklerinde kapsamlı ekonomik - siyasal programa sahip değillerdi. Daha çok  1. paylaşım savaşı döneminin yarattığı işgal ortamı ve savaşın verdiği yorgunluk, sarayın işbirlikçiliği, işgale karşı bir tepki olarak yeni, modernleşmeyi hedef alan, “münevver” bir azınlık yönetimi kuruldu.

Ankara, Kemalist otoriter devletin yapısını kurmayla uğraşırken Anadolu halen eski halini yaşıyordu, hayatlarında ciddi bir değişiklik olmamıştı (savaşın yarattığı kıyım dışında). Mesela burjuva devrimlerinin en temel sorunu olan toprak meselesinin adı bile yoktu.

Bu anlamda, Kemalist rejiminin klasik burjuva devrimi olduğunu söylemek bile zor. Asker bürokrat yapıyla, kanun zoruyla bu görevler uzun bir zamanda başka türlü bir süreç yaşadı. Zaten MDD’ci tezlerimizin eskiden çok kabul görmesinin nedeni de çözülemeyen toprak sorunuydu.

Kemalist akım, önce Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF - 1923 ) sonra, CHP (1935) aracılığıyla yeni rejimini kurdu.

Osmanlı toplumu ümmetçi bir kültüre sahipti. Başta belirttiğim gibi ulusal akımlar vardı; ama zayıftı ve kendine karşı ulusal savaşlar verildiği halde henüz kendisi o yetkinliğe sahip olmadığı için cumhuriyetten sonra bile, ulusal kimliğe sahip değildi. O yüzden M. Kemal bu bilinci vermek için güneş dil teorisi, “Bir Türk dünyaya bedeldir” diye bildiğimiz ifadelerle  ulusal kimlik vermeye çalışmış, idare ettiği nüfusun Türk olduğunu anlatmaya çalışmıştır.

M. kemal, kişisel olarak daha çok Anadolu medeniyetleri üzerinde durur. Araştırmacıları Anadolu’nun eskiden beri Türk olduğunu ispat etmeleri için görevlendirir. Yani 1071’den önce “Türkiye Türk’tür” diye düşünür. Tarih araştırmacılarını epey zor durumda bırakır, çünkü durum hiç de öyle değildir. İzmir’de “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz” demesinin sebebi bu düşüncedir. Eski Anadolu medeniyetlerinde  “Mediterranean Sea” vardır, Ege de Akdeniz’dir.

Ulusal kimlik kazandırmaya çalışırken ekonomik olarak nasıl bir politika izlendiği ile burada ilgilenmeyeceğiz.

Cumhuriyetin partisi CHP bu ulusal kimlik edinme sürecinin partisi olmuştur. Denenip vazgeçilen çok partili sisteme DP kuruluşuyla geçildi bilindiği gibi.

CHP, TC’nin kurucu kadrosundan oluşan taklit ettiği Avrupa’nın,  “muasır medeniyetler” seviyesine ulaşma hedefinde temel çekirdek kadrodur. Ülkenin cumhur reisi aynı zamanda partinin önderidir. Bu hedefler için “6 ok” la tabir edilen parti programını M. Kemal öldükten sonra, İnönü sadık bir şekilde sürdürmeye çalışmıştır.

M. Kemal tek partili rejim ile kanun zoruyla topluma hedeflediği kültürü vermeye çalışmış; ama diğer yandan da bunun monarşik bir diktatörlük olduğunu yeni nesillerin kendisini diktatör olarak göreceğinden rahatsızlığını belirtmekten de kaçınmamıştır.

Darbe benzeri bir devrim olmuştur ülkemizde. Buna darbe demek haksızlık olur; ama özellikle şimdi yargılanan Ergenekon darbecilerinin  kurtuluş savaşından aldığı çok şey olduğunu söylemeliyim.

Bir iki benzerlik: Sivas, Erzurum kongrelerinde taban desteği aramıştır. Dağlarda ağalara, beylere karşı bayrak açan eşkıyayı kazanmayı başarmıştır. İçerdeki gerici ayaklanmaları bastırmak için mesela Çerkez  Ethem’i kendine yedeklemiştir. Çerkez en son sanırım Çapanoğlu isyanını bastırıp Ankara’ya döndüğünde “Reisi cumhur Çerkez” diye karşılanmıştır.

Sonra ortalık durulunca Çerkez’i kendine rakip gördüğü için 2. İnönü Savaşı suni olarak çıkartılıp Çerkez Yunan ve Türk ordusu arasına sıkıştırılıp kaçması sağlandı. Böylece en büyük rakip ekarte edilmiş oldu.

Ergenekon darbecileri toplumu yeniden planlama programı yaparlarken Milli Demokratik Devrimci üniversite dekanları, basın yayında itibarlı aydınları vitrinlerine koydular. Bu önemli bir taban desteği ve  darbelere karşı çıkacak sosyalist solu yalnız bırakma düşüncesiydi.

“Sol” başlığıyla anılan geniş bir kitle yapılmış bir darbenin yanında değil, bizzat organizatörü olacaktı. 9 Mart darbecileri de öyle olacaktı. Zaten bugünün bir kısmı 9 Mart kadrosudur, bu bir tesadüf değildir.

Ergenekon başarsaydı, tıpkı Çerkez’in ekarte edilmesi gibi karanlık devlet grubu, önce vitrinin bir kısmını temizleyecekti. “Şu metrisin önü” türküsünü o zaman sadece onlar ve sosyalistler dinleyecekti. Neyse şimdilik beraber dinliyorlar, yani ulusalcılar – MDD’cilerle devletin en kirlileri. Ama en sadık darbeci kesinlikle Deniz Baykal olacağından hiç kuşkum yok. O vitrini süsleyen “Demokrasiye geçiş takviminin” kayıtsız şartsız başbakanı olacaktı. ( Bu kanaat izlediği politika dolayısıyla, kişisel bir tahminim olduğunu söylemeliyim.)

Kitle destekli, geniş katılımlı, zayıf muhalifli, bir darbe projesi kısacası.

Konuyu dağıtmadan tekrar başa dönelim. M. Kemal’in ulusal bilinç yerleştirme projesinden bahsetmiştim. CHP bu hedefleri yerine getirmeye çalışan cumhuriyetin çekirdek kadrosu olduğunu söyledim. Atatürk’ün Anadolu milliyetçi fikirlerinden bahsettim.

İşte bu iki partiyi ortak paydada buluşturan tam da budur. MHP tarihinden söz etmeme gerek yok. Bu faşist partinin tarihini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bize gerekli  olan CHP tarihi. Ümmetçi Osmanlı’dan  “Türk” kimliğine geçiş yapmak için Anadolu’yu MÖ den beri Türkleştiren M. Kemal in projesinin  uygulayıcısıdır. Bu parti sol kimlikli bir parti olmadı. Kaldı ki Atatürk bile diktatörlüğünden rahatsızdı.

“Ortanın solu” deyimi kullanılana kadar hiç solcu olmadı. Bu parti iş bankasının devlet hisselerinin bir kısmının sahibi olan seçkinler partisi idi. Zaten 1970 yılına kadar “ikinci adam” İnönü tarafından yönetilmiş; o zamana kadar ülkenin maliye müfettişi, askeri gücü, bürokrat idarecisi rollerinin hepsini yerine getirmiştir.

Ecevit İnönü’ye karşı, “6 ok”tan akla gelmeyen “devrimci” ibaresini kullanarak zaten o yıllarda dünyada yükselen devrimci akımın adını anarak İnönü’den parti yönetimini almayı başardı. Haksızlık etmeyelim bir takım şeyler başardı. 74 affı mesela, kontur - gerilla, haşhaş gibi çıkışlar yaparak o dönemde yükselen devrimci dalganın bir kısmını içine almayı başardı.

CHP o dönemden sonra devrim kelimesini sık kullandı, o dönemde sol parti görünümü aldı ve sol için bazı şeyler de yaptı. Yukarıda belirttiğim faydalar gibi.

12 Eylül darbesi sonrası CHP aynı Ecevit ile Anadolu felsefesini tekrar öne çıkarmaya başladı. M. Kemal’in Anadolu milliyetçiliğini öne aldı ve asıl sadık Atatürkçülüğünü o zaman göstermeye, uygulamaya başladı. Yani aslına döndü.

Biri lokal milliyetçi yani Anadolu milliyetçisi, diğeri “Bir Türk nerede varsa orası Türk’tür” diyen genel milliyetçi. MHP’nin kelimenin gerçek anlamıyla kafatasçı, faşist bir parti olduğu tartışma götürmez. CHP ise sol söylemi kullanan lokal bir milliyetçi parti olmuştur. Benzerliği ikisinin de faşist olduğu noktaya kadar götürmüyorum.

Ortak payda burasıdır işte. “Milli” ile cümleye başlayan herkes bu ortak paydada buluşmuştur. İşin kötüsü bunların bir kısmı Marksist olduklarını bile söylemişlerdir: Aydınlık grubu mesela.

Ne geldiyse başımıza ulusçuluktan geldi. 2. Enternasyonal ulusçu oldu, ilk felaketi yaşadık. 3.  enternasyonal ulusçu oldu, daha büyük felaketler yaşadık. Ülkemiz ulus olduğunu fark etti. Ne katliamlar yaşadık. Oysa biz Marksist idik eski devrimciler; onun için asıldık, öldürüldük, zindanlarda kaldık. Gelin yeniden bu sefer hakikatten Marksist olalım. Herkes kendine Vietnam Savaşı’ndaki soruyu sorarsa işler düzelir:  “WHY”.

Evet, niçin ulusal sosyalist fikirlere sahibiz bunu sorgulamalı ve  acil olarak aşmalıyız diye düşünüyorum. Aksi halde gitgide Marksizm’den  uzaklaşacağız. Marksizm’in özü enternasyonalizmdir.


Ali Asker Günel

16 ağustos 2009

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam