Bölümler
Bu makaleyi beğendiniz mi ?
SALİM TURGUT YAZIYOR...
"Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız: Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?" Cesare Pavese.
Özcan Alper’in kendisini seyirci ile tanıştırdığı ve ödül aldığı Sonbahar filminden sonra yaptığı ikinci filmi olan ‘Gelecek Uzun Sürer’ Cesare Pavese’den yaptığı bu alıntı ve özgürlüğe koşan atın karanlık güçlerce vurulması ile başlıyor.
Film başlarken Cesare Pavese’nin sözlerinin alıntı olarak verilmesi izleyicileri kendi içinde bir hesaplaşmaya itiyor. ‘’ Peki ya ölüleri ne yapacağız? Neden öldüler?" sorgusu ile seyirciyi kirli savaşla yüzleştiriyor.
Özcan Alper’in ‘Gelecek Uzun Sürer’ filmi yakın tarihimize ilgi gösteren filmlerden biri. Son dönemlerde benzeri filmlerin yapılmış olması, yakın tarihle yüzleşmemizde önemli katkılar sunacaktır. Okumanın en alt düzeylerde olduğu, belleği zayıf toplumumuz açısında bu tür filmlerin katkısı küçümsenemeyecek derecede önemli işlevler yüklenmekte.
İstanbul’da üniversite okuyan Rizeli bir kız öğrencinin, sevgilisinin dağa çıkmasının ardından ağıtlarla ilgili tez çalışması için gittiği Diyarbakır’da ülke gerçekliği ile yüz yüze gelmesi ve ardından sevgilisinin Hakkari’deki mezarında kendi acısı ile yüzleşmesinin anlatıldığı film bir yol hikayesi olarak karşımıza çıkmakta.
Belgesel çağrışımı yapan filmde oynadığı Ahmet rolü ile Durukan Ordu Altın Koza' ödülü kazanmıştı. Gaye Gürsel'in Sumru rolündeki performansı da övgüye değer.
Özcan Alper’in filminde sanatsal açıdan birçok eleştirilecek yan olabilir. Eleştiriler, filmin özünü ve bu toplumun yaşadığı tarihsel bir süreci yüzümüze vurmasını engellemiyor. Filmi izlerken bir halkın yaşadığı 30 yıllık acılı tarihin fotoğraf kareleri gözümüzün önünden bir şerit gibi geçiyor.
Filim ilk bakışta bir yol hikayesi gibi gözükse de ülkenin çok önemli bir yarasına parmak basıyor. Yaklaşık 30 yıldır süren kirli savaş ve kirli savaşın sonuçları ile yüzleştiriyor seyirciyi.
30 yılda bu halk az şeyler yaşamadı. Faili meçhuller, köy yakmaları, katliamlar, kontrgerilla eylemleri yakın tarihin bilin(mey)en en önemli olaylarını oluşturdu. Birçok gazete ve televizyonun haberlerine yansımayan bu sürecin karanlık sayfalarının aralanmaya başlanması önemli. Aralamaya başlayanları kutlamak gerekiyor.
‘İstanbul’a kar yağmadıkça ülkeye kış gelmez’ sözü duyarsız medyanın yayın çizgisini göstermesi açısından önemli bir saptama. Bu ülkede 30 yıldır Kürt illerinde adı konulmamış bir savaş yaşandı. Kirli savaş olarak adlandırılan bu savaşta egemen Türk medyası üç maymunu oynadı. Medyanın kör sağır ve dilsiz olmasını her şeye rağmen yine de doğal karşılamak gerekiyor. Doğal karşılanmaması gereken kendisine sosyalistim diyen Türkiye solcu ve aydınlarının sessizliği bürünmüş olmaları. Büyük bir sosyalist kesim bu kirli savaşa bilerek ya da bilmeyerek sessiz ve duyarsız kaldı. ‘Hem devlete hem de özgürlük hareketine karşıyım’ diyerek her iki tarafında uygulamalarını eleştirip ‘bağımsız hat’ politikası güdenler uzunca bir süre bu ülkede gündem belirlemesinde etkili oldular. Tarafsızlık maskesi altında güçlünün yanında yer alma günahını işleyen sosyalist ve aydın sayısı hiçte az değil bu ülkede.
Geldiğimiz aşamada birçok şeyle toplumun her kesimi yüzleşmek zorunda kalıyor. Dersim yüzleşmesi buna bir örnek. Dersimle ilgili devletin en üst organlarından siyasal rant içinde olsa özür dilenmesi önemli. 1915 Ermeni olaylarının gündem belirlemesi, Maraş olaylarının yıl dönümünde olayın failleri ile tartışılması, dönemin bakanının olayların ardında ‘MİT parmağı’ olduğunun açıklaması, Ayhan Çarkın’ın faili meçhullerle ilgili itirafları vb. yeni bir sürece girdiğimizin göstergeleri.
Tam bu süreçte bir biri ardına yapılan dizi ve filimler, karanlık bir dönemin sorgulanmasında önemli katkılar yapmakta. 30 yıllık karanlık tarihte yaşanmış olayların, sanatın aracılığıyla gösterilmesi bile birçok kesimde tepkilere neden olabiliyor. Bu süreci hep birlikte yaşamış olmamıza rağmen üç maymunlar sayesinde yaşantımızda farkındalık bile yaratmamış olduğunu filmleri izleyenlerin tepkilerinden anlaşılabiliyor. Bazı seyircilerin filmlerde gördükleri sahnelerde ‘bu ülkede bunlarda oldu mu’ şeklinde şaşkınlıklar yaşaması, bu ülkenin ne kadar karanlık sayfalarının olduğunu göstermesi açısından önemli.
Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili, Bu Kap Seni Unutur mu?, Öyle Bir Geçer ki Zaman, Press, Gelecek Uzun Sürer ve Kürtçe yapılan filmler önemli bir tarihsel süreçle yüzleşmemizin birer başlangıcı oldular. En son Behzat Ç’nin Cumartesi annelerine gönderme yapması bu ülkede bazı şeylerin yavaşta olsa değişmeye başladığını göstermesi açısından önemli. Umarız bu süreç hızlanır ve toplumdaki yüzleşme isteği ve talebi de artar. Ama yine de bu sürecin kolay olmayacağını biliyoruz. Çünkü gelecek gerçekten uzun sürüyor!.
29 Aralık 2011 / İstanbul





GÜNCEL
HAFIZA-İ BEŞER
Ethem Dinçer
Yeter Özdemir Şahin
Abidin Yağmur
Akın Zayim
Aziz Çelik
Adil Okay
Ali Rıza Aydın
Aysel Kılıç
Güler Ataş
Adnan Bostancıoğlu
Nedim İnce
Mete Çubukçu
Alper Turgut
Münevver Özgenç
Rahmi Yıldırım
Rıdvan Akar
Salim Turgut
Selçuk Polat
TÜRKÜLERİMİZ KARDEŞTİR
Bağış Erten
KARIŞIK KASET
VEYSEL GÜNEY DOSYASI
Aydın Engin
Serdar Türkmen
Ali Asker Günel


