KİMSE KİMSEYİ İTEKLEMESE HERKES OYUNCAKLARINI PAYLAŞSA

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Bu makaleyi beğendiniz mi ?

(Toplam 5 Oylar)
Fontu Ayarla Decrease font Enlarge font
image

ADİL OKAY YAZIYOR...

  Çocuk Öykü’nün siyasi tutsaklara mektubu.

 Merhaba mapus amcalarım, teyzelerim,
Bana çok güzel sözler söylediğiniz mektuplarınızı aldım. Çok sevindim. Annem bana mektuplarınızı okudu. Siz benim fotoğraflarımı sevmişsiniz, siz gelince beraber gezmelere gi-decekmişiz. Ben de sizin gibi çocukları seven ve onların geleceği güzel olsun diye zorluklara katlanan, böyle tatlı amcalarım ve teyzelerim olduğu için çok mutluyum. Beni ziyarete geldi-ğinizde sizi parka götüreceğim, beraber kaydıraktan kayarız. Kaydıraktan kaymak çok eğlen-celi.
Bugün istediğim kadar uyudum ben. Bugün Pazar günüymüş ve okul yokmuş. Annem bir toplantıya gideceğini söyledi, ben babamla olacakmışım. Hemen durumu kabullenip ba-bama döndüm. ‘Baba parka gidelim mi’, dedim. ‘Tamam’, dedi babam. Yaşasın!
Benim gitarım var, davulum var, oyuncak piyanom var. Annem evdeki duvarda asılı duran gitarın aslında Dilara ablamın olduğunu söylüyor ama… Gitar çalmak çok güzel.  Ama ben küçüğüm, ben çalamıyorum. Yine de telleriyle oynayınca çok güzel sesler çıkarıyor. Şarkı da söylüyorum. Kendi şarkılarımı kendim yapıyorum ben.  Geçen gün gitar çalıp ‘ben küçük bir muzum’ şarkımı söylüyordum. Ama annem niye o kadar çok güldü, anlamadım. Büyüyün-ce çok istersem gitar kursuna gidebilir ve gitar çalmayı öğrenebilirmişim. Ama ben şimdi gitmek istiyorum.
Ben resim yapmayı çok severim. En çok da keçeli kalemlerimi severim, bir de sulubo-yamı. Evimizin duvarlarına çok güzel resimler yaptım. Babamla annem kızınca ben de kâğıt istedim, çok sevdiğim keçeli kalemimi koltuğun altında buldum çünkü. Çok güzel bir kuş resmi yapacağım. Kuşlar uçabilirler, onların kanatları var. Ama ben uçamam, benim kanatla-rım yok ki.  Ama kuş resmimi çizemedim bir türlü. Annemden başka kâğıt istedim, ‘anneci-ğim başka kâğıt verir misin, bu yazmıyor’ dedim. Annem kâğıdın değil kalemimin bozuk ol-duğunu söyledi. Oysa benim güzel kırmızı keçeli kalemim bozuk olamaz, o benim en sevdi-ğim kalemim. Bence kâğıt bozuktu.
Annem eve geldiğinde benim bütün gün dağıttığım eşyaları görünce küçük bir şok ge-çirdi. Dağılan eşyaları toplarken çok yoruldu. Ve bir şeyler konuşuyordu kendi kendine. Sanı-rım şöyle diyordu : ‘Bu küçücük üç buçuk yaşını bile doldurmamış küçük kız tek başına ev-deki eşyaların tümünün yerini bu kadar zamanda nasıl büsbütün değiştirebiliyor anlamıyorum. Mutfaktaki tahta kaşıklar yatak odasının çekmecelerinde, yatak odasındaki giysiler salonda, salondaki yastıklar mutfakta, banyodaki kremler balkonda… Ve oyuncaklar her yerde!.. Tüm bunları toplamak ve doğru yerlere dağıtabilmek için her odayı onlarca defa dolaşmak gereki-yor!’ filan gibi şeyler söylüyordu. Oysa ben zorlukla düzenlemiştim her şeyin yerini, annem neden bozuyor, anlamıyorum! Üstelik sorumluluk almayı öğrenmem için bana da bir bez ver-di, yere döktüğüm sütü temizlemeliymişim. Yoksa gelecekte karşılaştığım sorunları çözmeyi öğrenemezmişim. ‘Ama ben daha küçücüğüm anne, sen temizlesen olmaz mı’, dedim. İkna edemedim.
Akşam elimde yeni kitabımla annemin peşinde çok gezdim, ‘anne bana oku anne, oku anne, bunu oku anne’, diye hep hep söyledim. Annem çok işi olduğunu söyledi, bütün akşam bana kitap okuyamazmış. Ama ben kendim okuyamıyorum, ben küçüğüm ya.  Sonunda an-nem yine dayanamadı ve bana Küçük Prens’i okudu, masal yani. Biliyor musunuz öykü masal demek.
Benim teyzemin sineği var. Onun bir sürü bacağı var. Tam üç tane! Çok hızlı yürüye-biliyor bu yüzden. Ben sinekten çok korkuyorum. Teyzem onun sinek değil örümcek olduğu-nu söyledi. Ben örümcekten korkmam ki, sinekten korkarım. Ama sinekler annemden çok korkarlar. Çünkü annem sinekleri ‘bam’ diye patlatır. Babam da onları yer. Babalar güçlü olur.
Tiyatro provalarına gittik. Annem oyun çalışması başlayınca susmam gerektiğini söy-lüyor. Oyun başlayınca sadece oyuncular konuşurmuş. Ama ben de oyuncuyum, dedim.  Hem ben artık küçük değilim ki, bak kocaman oldum, dedim. Ama annem beni duruma göre ‘bü-yüyüp küçülmek’le eleştirdi. Anlayacağınız, tiyatro çalışmasını sessizce izlemek zorunda kal-dım.
Dün kreşe kendi oyuncağımızı götürme günüydü. Ben de dozer kamyonumu seçtim götürmek için. Ama erkek çocuklar elimden almak istediler. Kızlarsa hep bebek getirmişlerdi. Ben hayvan oyuncaklarımı, kitaplarımı, bir de arabalarımı severim.
Babamın tıraş köpüğünü istedim ama annem vermedi. Ama benim kıllarım çıktı, de-dim kollarımı gösterip. Annem bana güldü ama yine vermedi.
Okuldan dönerken bineceğimiz minibüsün altına bir kedi saklanmıştı. Minik bir kedi biz giderken hala orada mıydı, bizimle mi geliyordu? Aklım onda kalmıştı. Şoför amca dedi ki, onlar arabalar hareket edince kaçarlarmış. Demek bizimle gelmemiş.
Okulda öğretmenlerim bize dans etmeyi öğretiyor. Benim dönen eteğim var. Onu çok seviyorum.  Erkekler etek giymezler, ben kızım ya dönen etek giyebiliyorum.
Bir keresinde çok hasta olmuştum. Annemle babam beni hastaneye götürdüler, nefes alamamıştım.  İyileşmem için bana iğne yaptı doktor amca. Hemşire ablalar da plastik eldi-venden balon yaptılar bana. Ama canım çok yandı. Çok ama çok acıdı. Annem çok üzüldü, bana sarıldı. ‘Öpeyim öykü geçer’, dedi. ‘Anne öpme’, dedim, ‘Sadece onu oradan çıkar. ‘. Annem dedi ki, iğne yapılınca, iğne orada kalmazmış, sadece ilaç kalırmış. Bunu duyduğuma sevindim, ben iğne yapılınca iğnenin hep orada kaldığını sanıyordum.
Ben annemin karnından çıktım. Annemin karnında büyüdüm büyüdüm. Sonra annem beni karnından çıkarttı. Küçücük bir bebektim.  Kendim yemek yiyemiyordum, yürüyemiyor-dum, konuşamıyordum. Annemle babamın bir fotoğrafını gördüm, ama ben yoktum. Ben o zaman annemin karnında mıydım? Babam ‘yok henüz karnında değildin, sen yoktun daha’ dedi. Ama ben neredeydim o zaman?! Ama ben de orda olmak istiyordum, diye ağladım.
Televizyonda bir çizgi film vardı. Ama çocuklar konuşamıyordu. Tuhaf sesler çıkarı-yorlardı. Anneme söyledim, anne bak, onlar konuşamıyorlar, dedim. Annem de bana onların aslında konuşabildiklerini, ama başka bir dilde konuştuklarını, sadece benim anlamadığımı söyledi. Büyüyünce ben de onların dilini öğrenip, onlar gibi konuşabilir ve onları anlayabilir-mişim. Dünyada ve bizim ülkemizde de başka dilde konuşan daha bir sürü çocuk varmış. Ama bütün çocuklar şeker yemeyi, oyun oynamayı severlermiş. Ve onlarla aynı dili konuşa-masak da, birlikte oyun oynayabilirmişiz.
Benim bir de arkadaşlarım İlya ve Karya var. İlya’ların bahçesinde onunla beraber salyangoz topluyoruz. Karya’yla birlikte en çok kovalamaç oynuyoruz. İlya ve Karya’yı çok seviyorum. Onlar da beni severler, beni hiç iteklemezler. Ben onlara oyuncaklarımı veririm, onlar da bana kendi oyuncaklarını verirler, oynamam için. Sizin de beraber kaldığınız, sizi iteklemeyen arkadaşlarınız olduğuna sevindim. Halbuki kimse kimseyi iteklemese, herkes oyuncaklarını birbiriyle paylaşsa ne güzel olurdu değil mi?
Annem bana sizin kaldığınız yerden söz etti. Sizlerin kaldığınız yerden çıkamadığınıza çok üzüldüm. Babama da anlattım, ‘Benim arkadaşlarım var. Ama onlar odadan çıkamıyorlar, parka bile gidemiyorlar. Ben gidip onların kapılarını açacağım’, dedim. Umarım ben büyü-meden, bir an evvel oradan çıkabilirsiniz. Bu arada ben size yaptıklarımdan söz ederim. Rü-yamda gördüğüm Tom ve Jerry’yi anlatırım. Topladığım çiçekleri size gönderirim. Bir de ev-lerine götürmek için yiyecek toplayan karıncaları anlatırım. Biliyor musunuz, Uğur böcekleri yaprakların üstünde olur. Arılar çiçeklerden bizim için bal yaparlar, biz de yeriz.
Geldiğinde sizinle resim de yaparız, olur mu? Benim suluboyam var. Kâğıt da verir babam.  Hatta geçen gün yürüyen uçak resmi yapmıştım. Babam uçağımın ayakları var diye çok güldü, ama kanatları yoktu, çünkü o yürüyen uçak. Bir de örümcek resmi yaptım. Demiş-tim ya, bizim evin duvarlarında da resimlerim var hala. Ama artık duvarlarda yer kalmadı ve ben artık kâğıtlara resim yapıyorum.
Artık uyumalıymışım. Sabah kalkamazmışım yoksa. Okula geç kalırsam öğretmenim ve arkadaşlarım merak ederlermiş. Şimdi masal zamanı.  Sonra masalı size de anlatırım. Siz de arkadaşlarınıza anlatırsınız. Hepinizi öpüyorum.

ÖYKÜ OKAY 10 Haziran 2009

Not: Bu mektubu anneme yazdırdım. Annemin adı Tülin Şahin. Niye benim soyadım babamın soyadıyla aynı anlamıyorum. Niye Şahin değil de Okay. Anneme haksızlık bu. Ben ikisini de seviyorum. Ama kimliğimde Öykü Okay yazıyor. Annemin kimliğinde de iki soyadı birden var. Kendi soyadını kullanma hakkını da yeni kazanmış. Neyse bunu da büyüyünce an-layacakmışım. Ama haklıymışım. Kadınlara haksızlık yapılıyormuş. O zaman kahrolsun hak-sızlar.

 

  • email Arkadaşınızın maili
  • print Yazıcı versionu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Ekle comment Yanıtlar (0 Gönder)

Güncel haberler

Mersin Yaşam